Terörsüz Türkiye ile İlgili Kanun Ne Söylüyor

TBMM gündemine gelen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun teklifi, geçtiğimiz dönemde başlatılan Terörsüz Türkiye sürecinin somut hukuki ürünlerinden biri olarak öne çıkıyor. Sürecin, yaklaşık iki yıl önce atılan adımlarla birlikte olgunlaşmaya başladığı, kamuoyunda ve siyasi çevrelerde geniş biçimde kabul gören bir gerçeklik olarak değerlendiriliyor. O tarihten bugüne uzanan süreç, güvenlik politikalarının yanına toplumsal dayanışmayı da ekleyen ve adım adım ilerleyen bir çerçeve ortaya koyuyor. Kanun teklifinin gerekçesinde vurgulandığı üzere, PKK/KCK terör örgütünün fiilen varlığına son vermesi ve elindeki silahları teslim etmesi sürecin en kritik eşiği olarak kabul ediliyor. Bu durumun Milli Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilmesi ise kanunun yürürlüğe girmesinin ön koşulu olarak düzenlenmiş bulunuyor.

Teklifin genel gerekçesi, devletin bölünmez bütünlüğünü, milli egemenliğini ve hukuk devleti ilkesini koruma amacına dayanan bir çerçeve sunuyor. Bu noktada özellikle vurgulanması gereken husus, düzenlemenin bir af niteliği taşımadığı, kesinleşmiş mahkûmiyet kararlarının hukuki sonuçlarını koruduğu ve suçların hukuki niteliğinde herhangi bir değişikliğe yol açmadığıdır. Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi ile mahkûmiyet hükümlerinin infazının belirli sürelerle askıya alınmasına ilişkin hükümler, koşullu ve sınırlı bir kanuni çerçeve içinde tasarlanmış görünüyor.

Sürecin uzun bir hazırlık evresinden geçtiği de göz ardı edilmemesi gereken önemli bir husus. Meclis bünyesinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, farklı siyasi görüşlerin, toplumsal dayanışmanın ve hukuki değerlendirmelerin ortak bir zeminde tartışılmasına imkân tanıyan kapsamlı bir çalışma yürüttü. Komisyonun hazırladığı rapor da teklifin dayandığı temel kaynaklardan biri olarak öne çıkıyor.

Türkiye Modeli

Kanun teklifinin en dikkat çekici yönlerinden biri, sürecin uluslararası tecrübelerden yararlanırken kendi özgün yolunu da koruyarak ilerlemesidir. Gerekçede açıkça ifade edildiği üzere, yaklaşık yarım asırlık mücadele birikimi dikkate alınarak, Türkiye'nin toplumsal gerçekliği ve devlet geleneği doğrultusunda şekillenen özgün bir Türkiye Modeli oluşturulmuş durumda. Devlet kendi anayasal ve kurumsal yapısına uygun bir yöntem geliştirmiştir.

Bu modelin temel unsurlarından biri, devletin egemenlik haklarından hiçbir biçimde taviz verilmemesidir. Kurul yapısının Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Milli Savunma bakanlarını, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterini, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanını ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterini bir araya getirmesi, sürecin devletin en üst düzey karar mekanizmaları tarafından yürütüldüğünü ortaya koyuyor. Böylece sürecin herhangi bir dış aktörün gözetiminde veya devlet iradesinin dışında ilerlemesinin önüne geçilmesi hedefleniyor. Silahların teslimi ve kayıt altına alınması ilişkin süreçlerin izlenmesi de güvenlik kurumlarının görüşleri doğrultusunda İçişleri ve Milli Savunma Bakanlıkları tarafından belirlenecek usul ve esaslara bağlanmış bulunuyor.

Kanunun kapsamının PKK/KCK terör örgütü ve bağlantılı yapılarla sınırlı tutulması da bu yaklaşımın önemli bir parçası olarak anlam kazanıyor. Düzenleme, genel bir uzlaşı söyleminden çok somut ve ölçülebilir bir hukuki çerçeve ortaya koyuyor. Örgütün fiilen varlığına son verdiğinin ve silahlarını teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve bu tespitin Milli Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilmesi şartı, sürecin koşulluluk esasına dayandığını gösteriyor. Devlet, herhangi bir adım atmadan önce somut ve doğrulanabilir bir eylemin gerçekleşmesini bekliyor. Bu yaklaşım, Terörsüz Türkiye girişimine verilen önemin açık bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Silah ve mühimmatın teslim alınması, kayıt altına alınması ve ilgili usul ve esasların güvenlik kurumlarının görüşleri doğrultusunda belirlenmesi de aynı doğrultuda şekillenen önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. Bu düzenleme, sürecin denetimsiz bir silah bırakma uygulamasına dönüşmesini engellemeyi amaçlıyor. Ayrıca, kanundan yararlanmak isteyen kişilerin, Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren altı ay içinde bulundukları yerdeki Cumhuriyet Başsavcılıklarına yazılı başvuruda bulunmaları zorunlu tutulmuş durumda. Devletin böylesine ayrıntılı bir prosedür öngörmesi, silahsızlanma sürecine ilişkin herhangi bir belirsizliğe yer vermeme iradesinin bir yansıması olarak yorumlanabilir.

Af veya Cezasızlık Yok