Zor oyunu bozar!..

PKK'nın kendini feshetttiğini ilan etmesi, silahları bırakması ve bunu sembolik olarak fiilen silahları yakarak göstermesi, ardından PKK'nın Irak'taki kampları da boşaltmasıyla 'Terörsüz Türkiye' süreci çok hızlı ve başarılı bir şekilde ilerledi...

Kandil baronları ve dahi bağlı oldukları istihbarat örgütleri sürecin bu kadar hızlı ilerleyeceğini tahmin edemediler.

İç siyasette de durum aynıydı. Patronları tarafından terk edilmişlik hissine duçar olan İngiliz oğlanları da sürecin sabote edilmesini beklediler. Çünkü onlar örgüt silahlıyken uzlaşabiliyorlardı. (Silahsız örgüt ne kadar faydalı olabilir bilinemezdi ki, çağdaş laik Türkiye için!..)

Hasılıkelam geriye Suriye yönetiminin SDG/YPG ile vardığı 10 Mart mutabakatının neticesi kalmıştı.

Cumhurbaşkanı Şara gerekli süreyi tanıdı.

Ama gördük ki Terörsüz Türkiye ve Terörsüz bölge sürecini baltalamak isteyenler var.

Halep'te başlayan ve devam eden gelişmeler bunu gösteriyor.

Türkiye olarak Şam yönetiminin SDG/YPG ile vardığı mutabakatı, entegrasyon sürecini destekledik. Müzakereyi ve barışçıl çözümü telkin ettik.

Ama SDG/YPG bu süreci (mutabakatın aksine) işgal ettiği bölgedeki gücünü daha da genişletme fırsatı olarak gördü.

Halep'teki çatışmaların uzaması, Türkiye'de süreci baltalamaya çalışan mahfilleri harekete geçirecekti. Ardından daha önce yapmak istedikleri gibi, 'DEAŞ'lılar özgürlük savaşçılarını katlediyor' martavalıyla dünya kamuoyununu ayağa kaldıracaklardı. Başta ABD olmak üzere emperyalistlerden destek gelecekti!

Hiçbiri olmadı.