Çingene Kızı mozaiğinin 13. paneli yurda getirilerek Zeugma Müzesi'ne yerleştirildi. Bu bize şunu hatırlattı: Kültürel mirasın değeri onların ait olmadıkları toprakların müze vitrinlerinde değil, ait oldukları coğrafyada yaşatılmasında yatıyor.
ABD'nin Chicago şehrinde bir müzayedede satılmak üzereyken tespit edilen Çingene Kızı mozaiğinin 1965'de yurt dışına kaçırılan 13. paneli yurda getirilerek müzedeki yerini aldı.
Fırat Nehri'nin kıyısında, bugün Gaziantep'in Nizip ilçesi sınırlarında yer alan Zeugma Antik Kenti, kuşkusuz Roma İmparatorluğu'nun doğudaki en zengin şehirlerinden biriydi. Zeugma aynı zamanda Doğu ile Batı'nın, ticaret ile sanatın, zenginlik ile estetik anlayışının kesiştiği büyük bir uygarlık merkeziydi.
"Çingene Kızı" mozaiği sanat tarihçilerinin en çok üzerinde durduğu eserler arasında.
Yaklaşık 2 bin yıl önce Roma aristokratlarının yaşadığı villaların tabanlarını süsleyen mozaikler, bugün dünyanın en etkileyici antik sanat eserleri arasında gösteriliyor. Fakat Zeugma'nın hikâyesi bu olağanüstü güzellikteki mozaiklerinden ibaret değil. Bu hikâye aynı zamanda yağmalanan bir kültürel hafızanın yeniden kurulmasının, kaybolan eserlerin yıllar sonra ait oldukları topraklara dönüşünün ve kültürel adalet arayışının da hikâyesi. Son yıllarda Türkiye, yurt dışından iadesi sağlanan eserler sayesinde Zeugma mozaikleri ile beraber parçalanmış tarihine de yeniden kavuşuyor.
Köprü kentten dünya mirasına
Zeugma'nın adı Yunanca "köprü" veya "geçit" anlamına geliyor. Kent, M.Ö. 300'lü yıllarda Büyük İskender'in generallerinden I. Seleukos Nikator tarafından Fırat Nehri üzerindeki stratejik geçiş noktasında kurulmuş. Roma döneminde ise İpek Yolu'nun önemli duraklarından biri hâline gelmiş şehir. Doğu'dan gelen kervanlar burada Roma dünyasıyla buluşuyordu; ticaret başta baharat ve kumaştan oluşan malları değil, fikirleri, inançları ve sanat anlayışlarını da taşıyordu. Bu zenginlik zamanla Zeugma'daki villaların duvarlarına ve tabanlarına da yansıdı. Evler âdeta birer sanat galerisine dönüşmüştü! Mitolojik sahneler, tanrılar, nehir tanrıları, deniz canlıları ve günlük yaşam tasvirleri binlerce küçük taşın olağanüstü bir ustalıkla bir araya getirilmesiyle oluşturuluyordu. Bugün bu eserler, antik dönem mozaik sanatının en gelişmiş örnekleri arasında kabul ediliyor.
Zeugma'nın kurucusu Seleukos Nikator I adına M.Ö. 312-281 yılları arasında basılmış gümüş tetradrahmi.
Baraj suları yükselirken
1990'lı yılların sonunda Birecik Barajı'nın su tutmaya başlamasıyla Zeugma büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kaldı. Arkeologlar âdeta zamana karşı yarıştı. Uluslararası ekiplerin katıldığı kurtarma kazıları sayesinde yüzlerce mozaik, heykel ve mimari unsur su altında kalmadan önce gün yüzüne çıkarıldı. Bugün ziyaretçiler müzede hayranlıkla izledikleri eserlerin önemli bir bölümünün aslında bu olağanüstü kurtarma operasyonunun ürünü olduğunu çoğu zaman bilmiyor. Belki de dünyanın en dramatik arkeolojik kurtarma hikâyelerinden biri böyle yazıldı.
Dünyanın en büyüklerinden
2011 yılında açılan Zeugma Mozaik Müzesi, dünyanın en önemli arkeoloji müzeleri arasında yer alıyor. Yaklaşık 30 bin metrekarelik sergileme alanına sahip müze, Roma villalarının planlarını koruyacak şekilde tasarlanmış. Mozaikler müzede ait oldukları mekân düzeni içinde sergileniyor. Bu yaklaşım ziyaretçileri âdeta zamanda yolculuğa çıkarıp mozaikleri yapan uygarlığın yaşadığı dönemi de hissettiriyor. Oceanos ve Tethys mozaiğinden Dionysos sahnelerine kadar uzanan zengin koleksiyon, Roma estetik anlayışını bütün ayrıntılarıyla burada gözler önüne seriyor. Tabii müzede ziyaretçileri en çok etkileyen eserlerden biri hiç kuşkusuz Çingene Kızı mozaiği oluyor.
Roma İmparatoru II.Philip adına Zeugma'da M.S. 247-249 yılları arasında basılan bronz sikkede antik şehirdeki Zeus Katabaites Tapınağı tasvir edilmiş.
O bakışların sırrı
Bu mozaiğin gerçek adı "Mainad". Yunan mitolojisinde Dionysos'un takipçilerinden birini tasvir ettiği düşünülüyor. Ancak yıllar içinde halk arasında "Çingene Kızı" adıyla tanınmaya başlamış. Mozaiğin günümüze yalnızca küçük bir bölümüne ulaşmasına rağmen, gözlerindeki ifade, üç çeyrek bakışı ve olağanüstü gölgelendirme tekniği nedeniyle sanat tarihçilerinin en çok üzerinde durduğu eserlerden biri hâline geldi. Bu nedenle eser sık sık "Anadolu'nun Mona Lisa'sı" olarak da anılıyor. Müzedeki özel karanlık sergileme alanı, ziyaretçilerin tüm dikkatini yalnızca bu bakışlara yönlendiriyor. Belki de Çingene Kızı'nın en büyük gücü burada yatıyor. Mozaiğe baktığınızda siz esere değil, eser size bakıyormuş hissine kapılıyorsunuz.
ABD'deki 13'üncü panel
1960'lı yıllarda yapılan kaçak kazılar sırasında mozaiğin önemli bölümleri yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarılmış. Yıllarca ABD'de sergilenen panolar, bilimsel çalışmalar ve uzun süren diplomatik girişimler sonucunda Türkiye'ye iade edildi. İlk etapta 12 panel ülkeye geri kazandırıldı. Bu ay ise büyük kompozisyonun 13'üncü paneli de ABD'den getirildi ve Zeugma Mozaik Müzesi'nde yeniden bütünün parçası hâline geldi. Bu dönüş yalnızca eksik bir mozaiğin tamamlanması anlamına gelmiyor. Her dönen parça, kültürel hafızanın yeniden kurulması anlamını taşıyor. Bir ülkenin kültürel mirasını koruma iradesi, yeni müzeler inşa etmenin ötesinde, kaybolan hafızasını da geri kazanabilmesiyle ölçülüyor. Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mehmet Nuri Ersoy, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Sayın Birol İnceciköz idaresinde çalışan çok değerli uzman ekiplerin araştırmaları, uluslararası hukuk süreçleri, müzeler arası iş birlikleriyle kültürel diplomasinin ortak başarısını temsil ediyor.

21