Tuna Nehri akmam diyor

Aşırı sıcak ve kuraklık Tuna Nehri'nde su seviyesini düşürünce yaşananlar, bu kadim nehrin önemini bir kez daha ortaya koydu. Avrupa'nın bel kemiği olan bu nehir, yüzyıllardır Avrupa'nın kalbinden geçen, imparatorlukları besleyen, orduları taşıyan, sanatçılara ilham veren bir efsane. Tam da bu yüzden, onun bugünkü sessizliği kadar dünkü gürlüğünü de anlatmak gerekiyor

Bir nehrin susması, aslında bir kıtanın nefesinin daralması anlamına gelir. Son haftalarda Avrupa'dan gelen haberler tam olarak bunu anlatıyor. Romanya'da askerler, bir enerji santraline su taşımak için nehir kıyısında patlayıcı infilak ettiriyor; Bulgaristan'da 186 turist, karaya oturan bir yolcu gemisinden tahliye ediliyor; Macaristan'da ülkenin elektriğinin yüzde 40'ını karşılayan Paks Nükleer Santrali'nin dört reaktöründen üçü, soğutacak su bulunamadığı için devre dışı kalıyor. Almanya'da ise Ren Nehri'nin su seviyesi, 2018 kuraklığındaki rekoru zorluyor, Thyssenkrupp gibi devasa çelik fabrikaları üretimini kısıyor, mavnalar normal yükünün ancak yüzde 20-30'unu taşıyabiliyor.

Buranın sıradan bir su yolu olmadığını hatırlatmak gerekir. Bu nehir Tuna! Ve Tuna'nın kuruyan yatağından çıkan İkinci Dünya Savaşı'ndan kalma bombalar, hatta Buzul Çağı'ndan kalma mamut kemikleri, aslında bize onun ne kadar uzun ve yüklü bir hafızaya sahip olduğunu hatırlatıyor. Bugün susturulan bu nehir, yüzyıllardır Avrupa'nın kalbinden geçen, imparatorlukları besleyen, orduları taşıyan, şairlere ilham veren bir efsane. İşte tam da bu yüzden, onun bugünkü sessizliği kadar dünkü gürlüğünü de anlatmak gerekiyor.

10 ülkeden geçiyor

Tuna, Almanya'nın Karaorman bölgesinden doğar, 10 ülkeden geçer ve Karadeniz'e dökülünceye kadar 2 bin 850 kilometre yol kat eder. Ren'den sonra Avrupa'nın en uzun ikinci nehri olsa da, tarihsel ağırlık bakımından kıtanın gerçek bel kemiği odur denebilir. Roma İmparatorluğu için Tuna, "limes"in yani sınırın ta kendisiydi. Nehrin kuzeyi barbar toprakları, güneyi medeniyet sayılırdı. Ortaçağ'da Bizans, Bulgar ve Macar krallıkları için ticaretin damarıydı. Osmanlı için ise fetih yollarının, orduların İstanbul'dan Viyana kapılarına kadar yürüdüğü stratejik bir omurgaydı. Kanuni Sultan Süleyman'ın seferleri, büyük ölçüde Tuna'nın kıyı hattını izleyerek ilerledi; Belgrad, Budin, Eğri gibi kaleler, bu nehrin üzerine kurulan birer güç hattıydı. Bugün hâlen Viyana, Budapeşte, Belgrad, Bratislava gibi Avrupa'nın en önemli başkentleri, Tuna'nın kıyısında nefes alıyor.

Macaristan'da Osmanlı izleri

Tuna'nın en güzel ironilerinden biri de, kıyısındaki Macaristan'ın bugün hâlâ Osmanlı mirasını taşımasıdır. 150 yılı aşkın bir süre Osmanlı hâkimiyetinde kalan Budin (bugünkü Budapeşte), bu döneme ait pek çok izi günümüze kadar korur. Budapeşte'nin Gül Tepesi'ndeki Gül Baba Türbesi, Bektaşi dervişi Gül Baba'nın anısına inşa edilmiş olup, Osmanlı sınırlarının en kuzeyindeki İslami hac yerlerinden biri olarak hâlâ ziyaretçi ağırlar. Yine şehirde bulunan Kral Hamamı (Kiraly Fürdő) ve Rudas Hamamı, 16'ncı yüzyıldan kalma Osmanlı hamam mimarisinin Avrupa'da hâlâ işlevini sürdüren nadir örnekleri arasındadır.

Macaristan'ın güneyindeki Peçuy (Pecs) şehrinde ise Gazi Kasım Paşa Camii, bugün kilise olarak kullanılsa da kubbesi ve mimarisiyle Osmanlı izlerini olduğu gibi taşır. Bu yapılar, iki medeniyetin Tuna kıyısında nasıl iç içe geçtiğinin, savaşların yanı sıra kültürel bir mirasın da nasıl kalıcı olabildiğinin sessiz tanıklarıdır. Bugün Tuna susarken, aslında bize kendi tarihimizi de hatırlatır. Tuna, yalnızca Avrupa'nın enerjisini ve ticaretini taşımaz. Yüzyıllar boyunca bizim de tarihimizin, kültürümüzün ve hafızamızın bir parçası olur. Sular çekildikçe ortaya çıkan kemikler ve bombalar gibi, Tuna'nın derinliklerinde hâlâ anlatılmamış nice hikâye yatıyor olabilir. Belki de Tuna, bize unuttuğumuz ortak bir mirası da hatırlatmak için akmıyor!

Mücevher gibi köprüler

Tuna'yı geçmek, tarih boyunca hem askerî hem mühendislik açısından bir meydan okuma olur. Bu meydan okumanın en görkemli cevapları ise köprüler olarak yükselir. Budapeşte'deki Zincirli Köprü (Szechenyi Lanchíd), 19'uncu yüzyılda tamamlandığında dünyanın mühendislik harikalarından sayılır; Buda ile Pest'i, yani şehrin iki yakasını birbirine bağlayarak bugünkü Budapeşte'yi doğurur. Onun yanı sıra Özgürlük Köprüsü ve Margit Köprüsü, gece ışıklandırmalarıyla Tuna'yı âdeta bir mücevher gerdanlığına çevirir. Daha güneyde, Sırbistan ile Romanya arasında, Roma İmparatoru Trajan'ın mühendisi Apollodoros'un inşa ettiği Trajan Köprüsü'nün kalıntıları hâlâ ayakta. MS 105 yılında yapılan bu köprü, uzun süre dünyanın en uzun köprüsü ünvanını taşıdı. Köprüler burada medeniyetlerin birbirine uzattığı birer el gibi durur.