İstanbul'un sarnıçları, geçmişin sessiz yapıları olmaktan öte, sanata ev sahipliği yaparak da büyülüyor. Yüksek tavanları, taş sütunlarıyla âdeta doğal bir sahne oluşturarak, sergilerden konserlere, enstalasyonlardan performans sanatına kadar pek çok etkinliğe ev sahipliği yapıyor
Ayaklarımızın altında, çoğu zaman farkına bile varmadığımız bir dünya uzanıyor. İstanbul'un kalabalık sokaklarının, dar geçitlerinin altında yüzyıllardır sessizce bekleyen dev su depoları, şehrin belki de en etkileyici mirasını oluşturuyor. Bizans döneminden kalma bu sarnıçlar, bugün müze işlevi kazandırılarak ve sanatla buluşarak geçmişle bugünü aynı taş kemerin altında birleştiriyor.
Bizans'ın su politikası
Konstantinopolis, kurulduğu andan itibaren su meselesiyle boğuşur. Şehir yedi tepe üzerine kurulmuş olsa da doğal su kaynakları oldukça sınırlıdır. Bu sorunu aşmak için Bizans mühendisleri su kemerleri inşa eder, şehrin çeşitli noktalarına yer altı ve açık hava sarnıçları yerleştirir. Bugün İstanbul'da 100'den fazla sarnıç kalıntısı var. Bunların bir kısmı hâlâ toprağın altında keşfedilmeyi beklerken, bir kısmı restore edilerek ziyarete açıldı. Yerebatan Sarnıcı, hiç kuşkusuz bunların en popüler olanı. 6'ncı YY'da İmparator I. Justinianus döneminde inşa edilen bu dev yapı, 336 mermer sütunuyla âdeta yer altında bir şehir izlenimi veriyor. Medusa başlı sütun kaideleri ise ziyaretçileri yüzyıllar öncesine götüren gizemli bir atmosfer yaratıyor. Şerefiye Sarnıcı ise daha mütevazı ölçekleriyle dikkatleri çekiyor ama tarihsel değeri hiç de küçümsenmeyecek boyutta. 4'üncü YY'da inşa edildiği düşünülen bu yapı, 1600 yıllık geçmişiyle şehrin en eski su yapılarından biri olma özelliği taşır. Binbirdirek Sarnıcı da benzer bir ihtişamla sütun ormanını andıran görünümüyle ziyaretçilerini büyüler. Anadolu'nun içlerine baktığımızda da benzer bir mühendislik geleneğiyle karşılaşırız. Nevşehir, Kayseri, Diyarbakır ve daha pek çok Anadolu şehrinde, Roma ve Bizans dönemine ait su depoları günümüze ulaşmış durumda. Özellikle Kapadokya bölgesindeki yer altı şehirlerinde, şehrin uzun süre kuşatma altında hayatta kalabilmesi için inşa edilen sarnıçlar, o dönemin su yönetimi konusundaki ustalığını gözler önüne seriyor.
Osmanlı döneminde yeni bir işlev
1453'te İstanbul'un fethiyle şehrin su altyapısı da yeni bir döneme girdi. Osmanlı yönetimi, Bizans'tan devraldığı sarnıçların bir kısmını kullanmaya devam ederken, zamanla değişen ihtiyaçlara göre bu yapıların işlevini de dönüştürdü. Bazı sarnıçlar terk edilip toprak altında unutulurken, bazıları depo, atölye ya da konut alanı olarak kullanıldı. Osmanlı'da şehrin su ihtiyacı yeni kemerler ve maksemlerle karşılanmaya başlanınca, eski Bizans sarnıçlarının bir kısmı işlevini yitirdi. Ancak bazı sarnıçlar üzerlerine kurulan çarşı ve dükkânlarla yeni bir hayat buldu. Yerebatan Sarnıcı'nın uzun süre unutulup 16'ncı YY'da seyyah Petrus Gyllius tarafından keşfedilmesi, bu dönüşümün ne denli ilginç yollardan geçtiğini gösteren çarpıcı bir örnektir.
Müzeye dönüşüm
20'nci YY'ın ikinci yarısından itibaren bu tarihi yapılara bakış açısı kökten değişti. Sarnıçlar artık korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması gereken kültürel miras alanları olarak görülmeye başlandı. Restorasyon çalışmalarıyla bu yapılar temizlendi, güçlendirildi ve ziyarete açıldı. Şerefiye Sarnıcı'nın hikâyesi bu dönüşümün en güzel örneklerinden birini oluşturur. Uzun yıllar boyunca atıl durumda kalan sarnıç, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin girişimiyle kapsamlı bir restorasyondan geçirildi. Bu titiz çalışma sonucunda sarnıç, sadece tarihi bir yapı olmaktan çıkıp modern bir kültür sanat mekânına dönüştü. Benzer şekilde Yerebatan Sarnıcı da 2022'de tamamlanan büyük restorasyonla yeniden ziyarete açıldı ve modern sergileme teknikleriyle donatılarak günümüz ziyaretçisinin beklentilerine cevap verecek bir hâle getirildi. Bu süreç, tarihi mirasın korunmasının yanı sıra turizme ve kültür hayatına da önemli bir katkı sağladı.
Taş duvarların arasında sanat
Belki de bu sarnıçların en büyüleyici yanı artık yalnızca geçmişi anlatan sessiz yapılar olmaktan çıkıp bugünün sanatına da ev sahipliği yapmaları. Yüksek tavanları, taş sütunları ve nemli havasıyla âdeta doğal bir sahne yaratan bu mekânlar, sergilerden konserlere, enstalasyonlardan performans sanatına kadar pek çok etkinliğe sahne oluyor. Sarnıçların akustik özellikleri, özellikle müzik etkinlikleri için eşsiz bir deneyim sunuyor. Sesin taş duvarlarda yankılanması, dinleyiciye alışılmadık bir duygu yoğunluğu yaşatıyor. Görsel sanatlar tarafında ise sarnıçların karanlık, gizemli atmosferi, ışık ve gölge oyunlarıyla desteklenen enstalasyonlar için mükemmel bir zemin oluşturuyor. Bu bağlamda Şerefiye Sarnıcı, son dönemde İstanbul'un kültür sanat gündeminde öne çıkan mekânlardan biri hâline geldi. 1600 yıllık tarihiyle Şerefiye Sarnıcı, ziyaretçilerine eşsiz bir kültür sanat deneyimi yaşatmayı sürdürüyor. İBB Kültür A.Ş'ye bağlı olan Şerefiye Sarnıcı, uluslararası sanatçı Seçkin Pirim'in "Dün ile Bugün" sergisi ve sarnıcın muhteşem akustiğinde gerçekleşen "Derinden Gelen Sesler" konserlerine ev sahipliği yapıyor. "Derinden Gelen Sesler" konserleri her cuma, cumartesi ve pazar günü Şerefiye Sarnıcı'nın eşsiz atmosferinde gerçekleşiyor.

11