Restorasyonu tamamlanarak yeniden ziyarete açılan İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi, Mezopotamya'dan Anadolu'ya, Mısır'dan Arabistan'a uzanan binlerce yıllık uygarlık mirasını yeniden ziyaretçilerle buluşturuyor. Kadeş Antlaşması'ndan dünyanın en eski aşk şiirine, Naramsin Steli'nden İştar Kapısı kabartmalarına kadar insanlık tarihinin dönüm noktaları bu müzede aynı çatı altında okunabiliyor.
İstanbul'un kültürel hafızasında uzun süredir eksik kalan önemli bir halka yeniden yerine oturdu. Yaklaşık dört yıl süren restorasyon ve düzenleme çalışmalarının ardından Eski Şark Eserleri Müzesi, bir süre önce yeniden ziyaretçilerini ağırlamaya başladı. İstanbul Arkeoloji Müzeleri yerleşkesinin ayrılmaz bir parçası olan müze, dünyanın en önemli Yakın Doğu arkeoloji müzeleri arasında gösteriliyor. 2022 yılından bu yana kapalı olan müzenin yeniden açılması, kültür ve müzecilik çevrelerinde büyük heyecan yarattı.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ni gezen ziyaretçiler için Eski Şark Eserleri Müzesi, çoğu zaman ikinci planda kalan bir yapı gibi görünse de gerçekte insanlık tarihinin yazıyı, hukuku, diplomasiyi, şehir yaşamını ve devlet geleneğini anlamak isteyen herkes için eşsiz bir bilgi hazinesi. Burada sergilenen eserler, Yunan ve Roma dünyasının çok daha öncesine, uygarlığın ilk filizlendiği Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasına uzanıyor.
Bugünkü müze binasının hikâyesi de en az içindeki eserler kadar ilgi çekici. Yapı, 1883 yılında Osman Hamdi Bey'in girişimiyle Sanayi-i Nefise Mektebi (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin temeli) olarak inşa edildi. Binanın mimarı ise dönemin ünlü Fransız mimarı Alexandre Vallaury idi. 1917 yılında yapı müzeye dönüştürüldü ve Yakın Doğu uygarlıklarına ait eserlerin sergilendiği özel bir merkez hâline geldi. Böylece Osmanlı Devleti'nin yürüttüğü bilimsel kazılarda ortaya çıkarılan binlerce eser tek çatı altında toplanarak dünyanın en kapsamlı Eski Şark koleksiyonlarından biri oluşturuldu.
Kadeş Antlaşması: Barışın taşa yazıldığı gün
Müzenin tartışmasız en önemli eseri hiç kuşkusuz Kadeş Antlaşması. M.Ö. 1259 yılında Hitit Kralı III. Hattuşili ile Mısır Firavunu II. Ramses arasında imzalanan bu metin, dünyanın bilinen en eski uluslararası yazılı barış antlaşması olarak kabul edilir.
Bugün Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde sergilenen bronz kopyasının nedeni de budur. Çünkü modern diplomasinin temelini oluşturan "Barışın yazılı güvence altına alınması" fikrinin ilk örneği kuşkusuz bu tablet.
İstanbul'da sergilenen Akada çivi yazısıyla yazılmış kil tablet, yalnızca arkeolojik değil, aynı zamanda uluslararası hukuk tarihi açısından da dünyanın en değerli belgelerinden biri. Bu küçük kil tablet, savaşların değil diplomasinin kalıcılığını simgeleyen evrensel bir belge.
75 bin tabletlik dev bir arşiv
Eski Şark Eserleri Müzesi'nin en etkileyici bölümlerinden biri de Tablet Arşivi. Yaklaşık 75 bin çivi yazılı tablet, dünyanın en büyük koleksiyonlarından birini oluşturuyor. Bu tabletlerde kralların emirleri, vergi kayıtları, ticaret anlaşmaları, mahkeme kararları, tapınak kayıtları, evlilik sözleşmeleri, günlük yaşam notları ve edebi eserler yer alıyor. Bugün tarihçiler Mezopotamya'nın siyasi ve ekonomik tarihini büyük ölçüde bu arşiv sayesinde okuyabilmekte. Her tablet, binlerce yıl önce yaşamış insanların günlük hayatından günümüze ulaşan sessiz bir mektup gibi.
Naramsin Steli: İlk imparatorlukların gücü
Müzenin simge eserlerinden biri de Akad Kralı Naramsin Steli. M.Ö. 23'üncü yüzyıla tarihlenen bu anıt, tarihte hükümdarın ilahi güçle ilişkilendirildiği ilk büyük propaganda eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Dağın zirvesine doğru yükselen Naramsin figürü yalnızca askeri zaferi değil, devlet otoritesinin kutsallığını da simgeliyor. Sanat tarihçileri açısından bu eser, Eski Yakın Doğu kabartma sanatının ulaştığı en önemli aşamalardan biri olarak değerlendirilir.
İştar Kapısı'nın mavi dünyası
Babil denildiğinde akla ilk gelen yapılardan biri hiç kuşkusuz İştar Kapısı. Müzede sergilenen sırlı mavi tuğla kabartmalar, Babil'in görkemli tören yolunun parçaları. Ejder, boğa ve aslan figürleriyle süslenen bu panolar, yalnızca mimari değil aynı zamanda dini semboller de taşır. Berlin'deki Pergamon Müzesi'nde bulunan büyük rekonstrüksiyonun yanında İstanbul'daki özgün parçalar da Babil sanatının en değerli örnekleri arasında kabul ediliyor.
Dünyanın en eski aşk şiiri
Müzede ziyaretçileri şaşırtan eserlerden biri ise Sümer dönemine ait küçük bir kil tablet. Bu tablette yer alan metin, araştırmacılar tarafından dünyanın bilinen en eski aşk şiiri olarak kabul edilmekte. Yaklaşık 4 bin yıllık bu dizeler, insan duygularının zaman karşısındaki değişmezliğini gösterir. Bugün modern şiirde okuduğumuz birçok duygu, binlerce yıl önce Sümerli bir şair tarafından da aynı içtenlikle dile getirilmiştir. Müzede Hitit eserlerinin ötesinde Sümer, Akad, Babil, Asur, Elam, Urartu, Hitit, Mısır ve İslamiyet öncesi Arabistan uygarlıklarına ait binlerce eser kronolojik bir düzen içinde sergilenmekte. Heykeller, kabartmalar, mühürler, yazıtlar, tanrı heykelleri ve günlük yaşam objeleri ziyaretçileri yaklaşık 6 bin yıllık bir tarih yolculuğuna çıkarıyor.

9