Maksim Gorki'den Agatha Christie'ye, Mark Twain'den Çaykovski'ye... Dünya edebiyatı ve sanatının unutulmaz isimleri İstanbul'da kimi zaman birkaç saat kimi zaman günler geçirdi. Melih Yıldız, "Onların İstanbul'u" adlı kitabında ünlü yazar ve sanatçıların bu şehirde yaşadıkları ilginç olaylar ve geride bıraktıkları hatıraların izini sürüyor
Kitabı elime aldığımda bir İstanbul kent araştırmacısı olarak bir çırpıda okudum. Benim için iyi kitap, sayfalarını okuyup geçerken bitmesin diye arzu ettiğimiz kitaptır. Melih Yıldız'ın Remzi Kitabevi'nden çıkan "Onların İstanbul'u" adlı kitabı da tam anlamıyla böyle bir çalışma. İstanbul, yüzyıllar boyunca seyyahların, ressamların, şairlerin ve romancıların hayallerini süsledi. Boğaz'ın suları, Ayasofya'nın kubbesi, Galata'nın sokakları ve Kapalıçarşı'nın kalabalığı, dünyanın dört bir yanından gelen sanatçıların eserlerinde kendine yer buldu. Ancak İstanbul'a gelen herkes aynı şehri görmedi. Kimi güzelliği karşısında büyülendi kimi hayal kırıklığına uğradı. "Onların İstanbul'u", dünyaca ünlü yazar ve sanatçıların İstanbul'la kesişen yollarını, karşılaştıkları insanları ve pek bilinmeyen hikâyelerini bir araya getiriyor.
Gorki'nin birkaç saatlik İstanbul macerası
Rus edebiyatının büyük isimlerinden Maksim Gorki, 15 Mayıs 1933'te İtalya'dan Sovyetler Birliği'ne dönerken İstanbul'a uğrar. "Jean Jaures" vapuruyla Boğaz'a geldiğinde şehri görmek istediğini söyler. Bunun üzerine gemi Karaköy'e demirler. Ünlü yazarı, İstanbul Vali Yardımcısı Ali Rıza Bey karşılar. Maarif Vekili Dr. Reşit Galip ise gönderdiği telgrafla Gorki'yi Ankara'ya davet eder. Ancak yazarın zamanı kısıtlıdır. Bir taksiyle önce Taksim Anıtı'na gider, ardından Sultanahmet, Süleymaniye ve Ayasofya'yı gezer. Vapurda onuruna verilen yemekte, Türk edebiyatına duyduğu ilgiden söz eder. Sağlığı elverirse Türkiye hakkında bir kitap yazmak ve İstanbul'a yeniden gelmek istediğini belirtir. Ne yazık ki bu arzusunu gerçekleştiremeden 1936'da hayatını kaybeder.
Çaykovski'nin Tepebaşı konseri
Dünyaca ünlü Rus besteci Pyotr İlyiç Çaykovski de İstanbul sokaklarında dolaşan isimlerden. 1886 yılında Trabzon üzerinden İstanbul'a gelen bestecinin şehirde geçirebileceği yalnızca bir gün vardır. Beyoğlu sokaklarında yürürken Tepebaşı Bahçesi'nden yükselen müzik seslerini duyar. Sesin peşinden giderek kalabalığa karışır. Kimsenin yanındaki dinleyicinin kim olduğunu bilmediği bir konserin seyircileri arasında, dünyanın en büyük bestecilerinden biri bulunmaktadır. Çaykovski, 1889'da İstanbul'a yeniden gelir; Beyoğlu'nu, Pera'yı ve Ayasofya'yı gezer.
Melville'in sisler içindeki şehri
"Moby Dick" romanının yazarı Herman Melville'in İstanbul yolculuğunun ardında ise kişisel sorunları vardır. Ekonomik sıkıntılar ve ruhsal bunalımlar yaşayan yazar, 1856'da uzun bir seyahate çıkar. Ancak İstanbul'a vardığında şehri yoğun bir sis kaplamıştır. Gemisi iki gün boyunca limana yanaşamaz. Sis dağıldığında karşılaştığı manzarayı, yüzünü peçesinin ardından gösteren güzel bir sultana benzetir. İstanbul'da yaklaşık bir ay kalan Melville, Ayasofya'yı, Sultanahmet'i, Kapalıçarşı'yı ve kahvehaneleri gezer. Özellikle Türklerin, Rumların, Ermenilerin ve Gürcülerin bir arada yaşadığı ticaret hayatından etkilenir. İstanbul'dan ruhsal bakımdan toparlanmış olarak ayrılır.
Mark Twain'in sevemediği İstanbul
Amerikan edebiyatının önemli isimlerinden Mark Twain ise İstanbul'dan hayal kırıklığıyla ayrılanlardan. 1867 yılında "Quaker City" gemisiyle geldiği şehir, okuduğu seyahatnamelerdeki büyülü İstanbul'a hiç benzemez. Sokakların kokusundan, dükkânların küçüklüğünden, insanların kıyafetlerinden ve esnafın davranışlarından yakınır. Ayasofya'yı bile beğenmez; içeri girerken ayakkabılarını çıkarmaktan rahatsız olur. Buna karşılık Kapalıçarşı'nın hareketliliği ilgisini çeker. İstanbul'un sokak köpeklerini de gözlemler. Ancak karşılaştığı aç, güçsüz ve hasta hayvanlar, beklediği manzaradan oldukça farklıdır. Twain'in tanıklığı, bir şehre ilişkin izlenimlerin, onu gözlemleyenin önyargılarından ne kadar etkilenebileceğini gösterir.

28