Bir varmış bir yokmuş...

Pertev Naili Boratav ve "Masal Babası" olarak anılan Eflatun Cem Güney'in bir zamanlar Konya'da kayıt altına aldığı o masal hafızası, aynı şehirde bu kez tuvallerin, enstalasyonların ve dijital sanatın diliyle yeniden hayat buluyor. Doğu'nun yüzyıllardır süren o büyülü sesi, bir kez daha kuşaktan kuşağa aktarılmaya hazırlanıyor

Her toplumun kendi çocuklarına söylediği bir "Bir varmış bir yokmuş" cümlesi vardır. Bu cümleyle başlayan anlatılar, yüzyıllar boyunca Doğu'nun geniş coğrafyasında hayal gücünün, ahlaki öğretinin ve toplumsal hafızanın taşıyıcısı olmuştur. Doğu masalları denildiğinde akla ilk gelen kaynaklardan biri, Hint edebiyatındaki Pançatantra ile Beydeba'nın kaleme aldığı "Kelile ve Dimne"dir. Bu eser, hayvanların ağzından insana dair dersler veren fabl geleneğinin Doğu'daki ilk örneği olarak kabul edilir. Ancak Doğu'nun masal dünyasını asıl zenginleştiren, Arap ve İran kültürlerinin ortak mirası olan Binbir Gece Masalları'dır.

Binbir Gece Masalları

Binbir Gece Masalları'nın kökeni, Sanskritçeden Pehleviceye çevrilen Hezar Efsane adlı bir derlemeye kadar uzanır. Hint, İran, Arap ve Mısır kültürlerinin yüzyıllar süren katkılarıyla şekillenen bu külliyat, tek bir yazarın değil, sözlü anlatı geleneğinin ürünüdür. Şehrazat'ın canını kurtarmak için her gece padişah Şehriyar'a anlattığı hikâyeler, hikâye içinde hikâye tekniğiyle iç içe geçer ve bu yapı, aslında Doğu anlatı sanatının en karakteristik özelliğidir. Anlatıcı ile dinleyici arasındaki bu canlı bağ, masalın en heyecanlı yerinde kesilmesi, sözlü kültürün yazılı metne dönüşürken bile korumaya çalıştığı bir tekniktir. Eser, 18'inci yüzyıl başında Antoine Galland tarafından Fransızcaya çevrilince Avrupa'da da büyük bir ilgiyle karşılanmış ve Doğu'nun masal dünyası Batı edebiyatına doğrudan etki etmiştir.

Osmanlı'da Billur Köşk

Türk kültüründeki masal geleneği de bu büyük havzanın içinde ayrı bir kol olarak gelişir. Uygur dönemine ait "Kalyanamkara ve Papamkara", masal özelliği taşıyan ilk Türkçe metinlerden biri olarak bilinir. Osmanlı döneminde sözlü gelenekten derlenerek yazıya geçirilen "Billur Köşk" ise ilk Türk masal derlemelerinden sayılır. Zaman içinde bu anlatılar, Anadolu'nun farklı bölgelerinde yerel motiflerle zenginleşerek bugüne kadar ulaşmıştır.

Boratav'dan 'Masal Babası'na sözlü mirası kurtarmak

Bu gelişim sürecinde dikkati çeken bir nokta, masalların hiçbir zaman durağan kalmamasıdır. Aynı hikâye, Bağdat'ta anlatılırken başka bir renk kazanır, İran'da başka bir söyleyişe bürünür, Anadolu'ya ulaştığında ise yöresel bir tekerlemeyle taçlanır. Kervan yollarının, hac güzergâhlarının ve tüccar kafilelerinin uğrak noktaları, aynı zamanda bu hikâyelerin coğrafyadan coğrafyaya taşındığı görünmez birer köprü işlevi görür. Böylece tek bir masal, yüzyıllar içinde onlarca varyantla çoğalır ve her toplum kendi değerlerini bu ortak anlatının içine yerleştirir. Doğu masallarını bu denli kalıcı kılan da işte bu esnek yapıdır, çünkü her nesil aynı hikâyeyi kendi diliyle yeniden söyler.

Masal, yalnızca eğlence amaçlı bir anlatı türü değildir. Toplumların ortak değerlerini, korkularını ve umutlarını nesilden nesile taşıyan bir hafıza aracıdır. İyi ile kötünün çatışması, sabrın ve dürüstlüğün ödüllendirilmesi, hayal gücünün sınır tanımaması gibi unsurlar, masalları halk kültürünün en canlı yapı taşlarından biri hâline getirir. Bu nedenle 20'nci yüzyılın başından itibaren Türkiye'de masal derleme çalışmaları büyük bir ivme kazanmıştır.

Bu alanda öne çıkan isimlerden biri Pertev Naili Boratav'dır. Boratav'ın en bilinen eserlerinden "Az Gittik Uz Gittik", Anadolu'nun farklı köşelerinden derlenen masalları bir araya getiren kapsamlı bir çalışmadır. Kitap, sadece bir masal koleksiyonu olmanın ötesinde, Türk halk kültürünün çeşitliliğini ve zenginliğini gözler önüne serer. Boratav'ın 1932 ile 1936 yılları arasında Konya Erkek Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptığı ve bu şehirde halk kültürü çalışmalarına yakından tanıklık ettiği de biliniyor. Aynı dönemde Konya, Ziya Gökalp'ten beri süregelen halkiyat çalışmalarının canlı bir merkezi konumundaydı.

Bu geleneğin bir diğer önemli ismi ise "Masal Babası" olarak anılan Eflatun Cem Güney'dir. Güney, Anadolu'nun farklı yörelerinde öğretmenlik yaptığı yıllarda, halkın ağzından derlediği masalları özgün bir üslupla yeniden yazıya döker. Konya Öksüzler Yurdu'nda Türkçe öğretmenliği yaptığı dönem, onun masal derleme çalışmalarında önemli bir aşamayı oluşturur. "Açıl Sofram Açıl" ve "Dede Korkut Masalları" gibi eserleriyle uluslararası ödüller kazanan Güney, masalların söz varlığını, atasözlerini, deyimlerini ve tekerlemelerini gelecek kuşaklara aktarmada büyük bir emek verir.