Emre Yalçın'ın "Arayış 1-Zeday" adlı romanı, klasik bilimkurguların aksine gelecek ile Anadolu'nun binlerce yıllık hafızasını bir araya getiriyor. İstanbul ve Bergama'da geçen romanda, Zeus Sunağı ve Quadriga Atları da yer alıyor
Bilimkurgu edebiyatı çoğu zaman okuru geleceğe götürür. Yapay zekâların yönettiği şehirler, genetik müdahalelerle dönüşen insanlar ve dijital sistemlerin şekillendirdiği yeni toplumlar anlatılır. Ancak bazı eserler vardır ki geleceği anlatırken gözünü geçmişten ayırmaz. Değerli dostum Emre Yalçın'ın ilk romanı "Arayış I-Zeday" tam da bu noktada dikkati çekiyor. Roman, elli yıl sonrasının Türkiye'sinde geçen sürükleyici bir polisiye ve siyasi komplo hikâyesi gibi başlasa da satır aralarında çok daha derin bir meseleyle ilgileniyor: Bir toplum geçmişini kaybetmeden geleceğe yürüyebilir mi
Romanın merkezinde, "Zekâya Dayalı Yönetim" anlamına gelen Zeday sistemi bulunuyor. Yapay zekânın devlet yönetiminde etkin rol üstlendiği, referandumların dijital olarak gerçekleştirildiği, implant teknolojilerinin insanların gündelik yaşamına girdiği bir Türkiye tasviri karşımıza çıkıyor. Romanda başsavcı Poyraz'ın peşine düştüğü bir cinayet soruşturması ise kısa sürede çok daha büyük bir tabloya dönüşüyor. Genetik müdahalelerle ortaya çıkan yeni sınıflar, küresel teknoloji şirketlerinin devletler üzerindeki etkisi, göç krizleri, dijital gözetim ağları ve insan iradesinin yerini almaya başlayan algoritmalar, romanın ana eksenini oluşturuyor.
Bergama'dan İstanbul'a
Batı bilim kurgusunun önemli bir bölümü, geleceği inşa ederken geçmişi geride bırakılmış bir dönem olarak görür. Emre Yalçın ise tam tersini yapıyor. Geleceğin Türkiye'sini anlatırken Anadolu'nun binlerce yıllık hafızasını hikâyenin merkezine yerleştiriyor. Romanın önemli mekânlarından biri Bergama. Ancak burada yalnızca bir şehirden söz edilmiyor; insanlık tarihinin katmanlarını taşıyan bir medeniyetin hafızası söz konusu olan. Berlin'e götürülen Zeus Sunağı'nın ait olduğu topraklara geri dönmüş olması, sadece kültürel bir iade hayali değil, aynı zamanda geçmişle yeniden bağ kurma arzusunun sembolü olarak karşımıza çıkıyor. Benzer şekilde Doğu Roma dönemi Konstantinopol'ün mirası da romanın satır aralarında yaşamaya devam ediyor. Sultanahmet Meydanı'nda yeniden tasarlanan Hipodrom ve Venedik'e götürülen Quadriga Atları'nın hikâyesi, geleceğin dünyasında bile tarihin kapanmamış hesaplarının sürdüğünü gösteriyor. Romanda sadece bir gelecek kurgusu değil, Anadolu'nun kültürel belleği üzerine kurulmuş alternatif bir tarih okuması sizleri bekliyor.
Mitolojinin gölgesinde
"Arayış I-Zeday"da, mitoloji bir anda doğrudan sahneye çıkmıyor, ama romanın ruhunda sürekli hissediliyor ve bu okumayı hem oldukça keyifli hem de sürükleyici kılıyor. Bergama, Zeus Sunağı, kadim Anadolu kentleri ve Konstantinopol göndermeleri, geleceğin yüksek teknoloji dünyasına Antik Çağ'ın kültürel etkisini yansıtıyor. Emre Yalçın'ın kurgusunda teknoloji geliştikçe insanlığın geçmişinin daha da önemli hale gelmesine yapılan vurgu bence çok değerli bir tespit ve yaklaşım. Yapay zekâlar devletleri yönetirken bile toplumların kimliklerini belirleyen şeyin algoritmalar değil, hafıza olduğu fikrini roman boyunca hissediyorsunuz.

24