Antalya'dan Adana'ya serin bir yolculuğa çıkıyoruz

Akdeniz denilince akla önce deniz, kumsallar ve kıyı kasabaları geliyor. Oysa bölgenin belki de en etkileyici coğrafi özelliği, denizin hemen gerisinde yükselen Toros Dağları. Antalya'dan Mersin ve Adana'ya uzanan bu büyük dağ kuşağı, kıyı ile yüksek yaylalar arasında kısa mesafelerde şaşırtıcı iklim farklılıkları yaratıyor

Akdeniz kıyılarında termometrelerin 40 dereceye yaklaştığı yaz günlerinde denizden yalnızca birkaç saat uzaklaşmak, bambaşka bir mevsime ulaşmak için yeterli. Antalya'dan Mersin'e, Adana'dan Anamur'a uzanan Toroslar, sedir ve ardıç ormanları, buz gibi kaynakları, kanyonları, Yörük köyleri ve 2 bin metreye yaklaşan yaylalarıyla yazın alternatif tatil rotalarını sunuyor. Üstelik burada tatil yalnızca serinlemekten çok daha fazlası. Kimi yerde bir dağ köyünde birkaç gün geçirmek kimi yerde kanyonlarda yürümek kimi yerde yüzyıllardır devam eden yayla kültürünün izini sürmek mümkün.

Temmuz ve ağustosta kıyıdaki bunaltıcı sıcaklardan uzaklaşmak isteyenler için Toroslara doğru yükselmek, Anadolu'nun en eski yaşam biçimlerinden biri olan yaylacılıkla da karşılaşmak anlamına geliyor. Yüzyıllardır Yörüklerin sürüleriyle çıktığı yaylalar bugün de yaz aylarında canlanıyor. Taş ve ahşap evler, keçi sürüleri, küçük köy pazarları, çeşmeler, sedir ve ardıç ormanları arasında devam eden hayat, modern tatil anlayışından oldukça farklı bir deneyim sunuyor. Toroslar bu nedenle Akdeniz'in 'yazlık ikinci katı' gibi.

Birkaç saatte değişen mevsim

Torosların en büyük sürprizi mesafelerle rakımlar arasındaki ilişkidir. Sabah Akdeniz kıyısında denize girip birkaç saat sonra 1500-2000 metre yüksekliğinde, akşamları üzerinize ince bir ceket alma ihtiyacı hissedebileceğiniz bir yaylaya ulaşabilirsiniz. Üstelik bu coğrafyada tek bir yayla kültüründen söz etmek mümkün değil. Antalya'nın batısındaki Elmalı'dan Akseki ve Cevizli'ye; Mersin'in Çamlıyayla ve Gözne'sinden Anamur'un yüksek yaylalarına, Adana'nın Pozantı çevresinden Belemedik'e kadar uzanan geniş bir yayla kuşağı var. Kamp, trekking, doğa fotoğrafçılığı, bisiklet ve gastronomi deneyimleri de Toros yaylalarını klasik yaz tatilinin güçlü bir alternatifi hâline getiriyor. Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü de yaylalarda doğa yürüyüşü, fotoğrafçılık, kamp-karavan, dağcılık ve bisiklet gibi aktiviteleri öne çıkarıyor.

Yükseklerde Elmalı'dan Cevizli'ye

Antalya'da denizden uzaklaşarak yapılabilecek en güzel yolculuklardan biri Elmalı'ya doğru. Likya Yarımadası'nın kuzeyindeki Elmalı, geniş tarım alanları, su kaynakları ve sedir ormanlarıyla çevrili dağları sayesinde antikçağdan bu yana kesintisiz yerleşim görmüş bir coğrafya. Elmalı'yı sadece serin bir ilçe olarak görmek ise haksızlık olur. Burası tarih, kırsal yaşam ve yayla kültürünün iç içe geçtiği bir yer. Elmalı çevresinde birkaç günlük bir gezi, Akdeniz tatilinin ritmini tamamen değiştirebilir. Sabah yayla havasında yürüyüş, gün içinde köyler ve tarihi alanlar, akşam ise kıyı kentlerinin yaz kalabalığından kilometrelerce uzakta sessiz bir Toros gecesi tatilinizi farklı kılabilir.

Rotayı doğuya çevirdiğinizde Akseki ve Cevizli başka bir Toros dünyasının kapısını açıyor. Akseki'nin Geyran Yaylası yaklaşık 1500, Çimi 1450, Göktepe ise 2000 metre rakıma ulaşıyor. Bölgede yaylacılık hâlâ Yörük kültürünün yaşayan parçalarından biri. Cevizli'de yaz aylarında düzenlenen geleneksel etkinlikler de bölgenin yayla kültürünü görünür kılıyor. Toros köylerinin taş ve ahşabı birlikte kullanan geleneksel evleri ise bu yolculuğu âdeta açık hava mimarlık gezisine dönüştürüyor.

Antalya'nın balkonu: Saklıkent

Antalya şehir merkezinin sıcaklığından uzaklaşmak için en bilinen seçeneklerden biri Beydağları üzerindeki Saklıkent Yaylası. Yaklaşık 1850 metre rakımda bulunan Saklıkent, kışın kayakla özdeşleşse de yazın farklı bir kimliğe bürünüyor. Çevresindeki Karçukuru, Fesikan ve Yazır yaylaları ile Eren ve Bereket dağlarının oluşturduğu yüksek dağ coğrafyası, kamp, piknik ve yürüyüş için alternatifler sunuyor. Burada asıl çekicilik, deniz seviyesinden kısa sürede 2 bin metre sınırına yaklaşmanın yarattığı değişim. Antalya'nın nemli yaz havasından çıktıktan sonra Beydağları'nın serinliği, Torosların Akdeniz turizmi açısından ne kadar büyük ve hâlâ yeterince değerlendirilmemiş bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor.

Mersin'in klasiği: Gözne ve Çamlıyayla

Mersin'de yaylaya çıkmak kuşaklardır devam eden bir yaz geleneği. Gözne, Ayvagediği, Soğucak, Fındıkpınarı ve Çamlıyayla gibi yerleşimler, kıyıdaki sıcakların artmasıyla yaz aylarında yeniden hareketleniyor. Bu rotalar içinde Çamlıyayla'nın ayrı bir yeri var. Eski adıyla Namrun, yaklaşık 1430 metre rakımda, Külpet Dağı'nın eteğinde bulunuyor. Yaz aylarında Mersin, Tarsus ve Adana'dan gelenlerle nüfusun büyük ölçüde arttığı ilçenin yüzde 85'i dağlık ve ormanlık alanlardan oluşuyor. Namrun Kalesi, Papazın Bahçesi, Yalamık ve Cehennem Deresi kanyonları, mağaralar ve ormanlar burayı yalnızca serinlemek için gidilen bir yayla olmaktan çıkarıyor. Cehennem Deresi özellikle yürüyüş meraklıları için dikkate değer. Çamlıyayla'ya yaklaşık dört kilometre uzaklıktaki Sebil-Cehennem Deresi Kanyonu, trekking rotaları arasında gösteriliyor. Çevre aynı zamanda yaban keçilerinin yaşam alanlarından biri. Yürüyüşün ardından yayla sofrasına oturmak da deneyimin parçası. Mersin mutfağının tantunisi kıyıda bırakılmamalı. Yaylalarda sıkma, gözleme, ayran, yöresel peynirler, pekmez ve mevsimlik ürünlerle bambaşka bir sofra kuruluyor. Çamlıyayla'nın balı, üzümü, kirazı, pestili ve karsambacı da yöresel tatlar arasında.

Anamur'un yüksek yaylaları

Kaş, Abanoz, Akpınar, Killik ve Halkalı yaylaları yaklaşık 1700 metre rakımlarıyla kıyının yaz sıcağından tamamen farklı bir iklim sunuyor. Anamur-Ermenek yolu boyunca yükseldikçe Akdeniz bitki örtüsünün yerini sedir, köknar ve ardıç ormanları alıyor. Pınarlar mevkisindeki doğal su kaynakları, Akine Barajı'nın panoramik görüntüsü ve Torosların sarp yamaçları yolculuğun kendisini de tatilin bir parçasına dönüştürüyor. Bölgenin merkezi sayılabilecek Abanoz Yaylası yaklaşık 1680 metre rakımda. Kışın birkaç yüz kişinin yaşadığı yerleşimin nüfusu yaz aylarında binlerle ifade ediliyor. Market, fırın, kasap ve restoranların bulunması, Abanoz'u birkaç günlük konaklama planlayanlar açısından diğer birçok yüksek yayladan daha kolay bir seçenek hâline getiriyor. Yakındaki Killik Göleti ise köknar ve andız ağaçlarının arasında sakin bir mola noktası. Kaş, Akpınar ve Halkalı yaylalarında geniş düzlükler, sisli sabahlar ve Toros silüetinin ardında batan güneş, özellikle kamp ve doğa fotoğrafçılığı meraklılarını cezbediyor. Fakat Anamur yaylalarının belki de en önemli özelliği manzaradan önce yörük kültürünün hâlâ görünür olması. Yayla yaşamı burada turistik bir dekor değil, Torosların yüzyıllardır devam eden yaşam biçiminin günümüzdeki uzantısı.

Adana'nın sıcağından Pozantı'ya doğru