Ortadoğu'nun en ilginç paradokslarından biri

İSRAİL ile İran birbirine nasıl düşman oldu Ortadoğu'nun bugünkü haritasına bakınca bazı gerçekler o kadar "ezelden beri böyleymiş" gibi görünür ki geçmişte bunun tam tersinin yaşandığını hatırlamak zor gelir.

İsrail ve İran... Bugün birbirlerini yok etmekle tehdit eden iki ülke.

Biri diğerini "varoluşsal tehdit" olarak görüyor. Diğeri ötekini "bölgenin kanser hücresi" olarak tanımlıyor.

Ama tarihte öyle bir dönem var ki... İran ile İsrail sadece iyi ilişkiler içinde değildi. Fiilen müttefiktiler.

Hem de Arap dünyasına karşı. Bugünün gençleri için inanılması zor. Ama gerçek. Şimdi aklına nereden geldi diyenler olacak, hemen açıklayayım. Üst düzey bir İranlı yetkili ile konuşurken çok dikkat çeken şu sözleri söyledi:

- "İsrail ile en büyük sıkıntımız Filistin meselesidir ve İsrail'in işgalci tutumu. Bu sıkıntıyı giderebilecek olsalar İsrail ve İran'ın iyi ilişkileri olabilir, tarihte örneği var."

Ortadoğu'nun en ilginç paradokslarından biri de burada başlıyor.

Haberin Devamı

PARADOKSU YARATAN O GÜNLER...

Her şey 1948'de başladı ama asıl hikâye perde arkasında yaşandı. İsrail devleti kuruldu. Arap dünyası ayağa kalktı.

Mısır, Suriye, Ürdün, Irak... Yeni doğan İsrail'i haritadan silmek istiyorlardı. İran; bugünkü İran değil elbette.

Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin İran'ıydı. İlk etapta İsrail'e açık destek vermedi, çünkü bölgesel hassasiyetler vardı. Filistin meselesi İslam dünyasında güçlü bir duygusal karşılık yaratıyordu. Ancak perde arkasında bambaşka bir denklem kuruluyordu. Çünkü hem İran'ın hem İsrail'in ortak korkuları vardı.

ORTAK DÜŞMAN: ARAP MİLLİYETÇİLİĞİ

1950'lerde Ortadoğu'yu sarsan ana ideoloji neydi Bugünkü gibi İran tehdidi değildi, Arap milliyetçiliğiydi. Özellikle Cemal Abdülnasır'ın yükselişi. Nasır sadece Mısır lideri değildi. Bütün bölgeyi etkileyen ideolojik depremdi. Mesajı netti:

- Batı'ya karşı dur,

- İsrail'i yok et,

- Monarşileri devirmeye hazırlan.

Bu üçüncü madde çok kritikti çünkü İran Şahı bir monarktı. Ve Nasır'ın çizgisi İran için de tehditti. İşte tam da burada İsrail ile İran'ın yolları kesişti.

ÇEVRE DOKTRİNİ: İSRAİL'İN STRATEJİSİ

İsrail'in kurucu liderlerinden David Ben-Gurion çok net bir strateji geliştirdi. Adı Çevre Doktrini'ydi, mantığı ise "Eğer Arap komşular seni boğuyorsa, Arap olmayan bölgesel güçlerle ittifak kur". Yani Arap kuşağının çevresindeki devletler. Bu satrançta İran çok kritik parçaydı çünkü güçlüydü, petrolü vardı, Sovyet sınırındaydı. Batı yanlısıydı, Arap milliyetçiliğine mesafeliydi. Bir bakıma İsrail açısından kusursuz ortaktı.

Haberin Devamı

MOSSAD İLE SAVAK İLİŞKİSİ

İlişkiler diplomatik nezaket seviyesinde kalmadı. İstihbarat ortaklığına dönüştü. İran'ın meşhur gizli servisi SAVAK... Kuruluş ve eğitim süreçlerinde CIA kadar MOSSAD etkisi de taşıyordu. Bu çok önemli çünkü bugün İran rejiminin "Siyonizm" karşıtı anlatısı düşünüldüğünde tarihsel ironi inanılmaz. Bir dönem İran güvenlik aygıtı, İsrail'le yakın çalışıyordu. Hatta ortak hedefleri vardı; Sovyet etkisini izlemek, Arap radikalizmini takip etmek, bölgedeki sol hareketleri gözlemek gibi. Bugünün düşmanları, dün aynı masadaydı.

PETROL: DOSTLUĞUN DA SAVAŞIN DA NEDENİ...

İdeoloji kadar ekonomi de önemliydi. İsrail'in en büyük sorunu enerjiydi. Arap devletleriyle çevriliyken petrol erişimi sınırlıydı o tarihte. İran bu sorunu çözdü. 1950'lerden 70'lere kadar İran, İsrail'in önemli petrol tedarikçilerinden biri oldu. Asıl kritik adım da o tarihlerde atıldı; Eilat-Ashkelon boru hattı. 1967 savaşından sonra Süveyş Kanalı kapanınca bu hat stratejik hale geldi. İran petrolü Kızıldeniz üzerinden İsrail'e ulaştı.

Haberin Devamı

Bu sadece ticaret değildi. Jeopolitik ortaklıktı. İran, İsrail'i tam anlamıyla "resmen" tanıma konusunda dikkatliydi. Yani resmi söylem ile gerçek siyaset farklıydı.