"Adalet toplumsal kurumların ilk erdemidir; tıpkı doğruluğun düşünce sistemlerinin ilk erdemi olması gibi."
John Rawls bundan yarım asır önce söylemiş bu sözü, çünkü kurumların yalnızca işlemesi yetmez; adil olduklarına da inanılması gerekir. Finans piyasaları için ise bunun adı güvendir. Bazen bir ekonomik krizi rakamlarla anlatmak kolaydır. Kaç fon tasfiye edildi Kaç yatırımcı etkilendi Ne kadar para içeride kaldı Kim ne kadar kazandı, kim ne kadar kaybetti Ama bazı krizlerin bilançosu Excel tablolarına sığmaz. Sermaye Piyasası Kurulu'nun açıkladığı rakama yalnızca "yatırımcı" diye bakmayın. İçinde parasının değerini enflasyona karşı korumaya çalışan da var. Emekliliği için birikim yapan da. Birkaç bin lirasını değerlendirmek isteyen de. Milyonlarla yatırım yapan da.
Ve şimdi hepsinin önünde aynı soru duruyor: Benim param ne olacak Fakat bence Türkiye'nin sorması gereken daha büyük bir soru var:
Haberin Devamı"Bir finans krizinde kaybedilen yalnızca para mıdır Yoksa asıl büyük kayıp, toplumun 'aynı kurallar herkes için geçerli' olduğuna dair inancının zedelenmesi midir"
MESELE 131 FONDAN İBARET DEĞİL
Önce hakkını teslim edelim. Devlet bu meseleye müdahale etti. Dolayısıyla ortada devletin seyirci kaldığı bir tablo yok. Ama mesele zaten burada bitmiyor. Çünkü finans piyasalarında güven yalnızca kriz çıktıktan sonra yapılan müdahaleyle ölçülmez. Nereye gitsem herkesin gündeminde olan bu konuda akıllardaki sorular şunlar;
- Kriz çıkmadan önce sistem ne kadar iyi çalışıyordu
- Riskler ne zaman görüldü Kim gördü Kim görmedi
- Kim hangi bilgiye ne zaman sahipti
- Piyasadaki herkes aynı bilgiye aynı anda ulaşabildi mi
5 BİN LİRA İLE MİLYONLAR AYNI PİYASADA
Meselenin beni en fazla düşündüren tarafı; maaşından artırdığı 5 bin lirayı, 100 bin lirayı, bir fonda değerlendiren vatandaş olduğunu düşünün. Diğer tarafta milyonlarca liralık pozisyon alabilecek yatırımcılar var. Bunda başlı başına yanlış hiçbir şey yok. Bir insanın zengin olması suç değildir. Büyük yatırım yapmak da ahlaki bir problem değildir. Sermaye piyasasının varlık nedeni zaten tasarrufları yatırımla buluşturmaktır. Fakat;
◊ İki yatırımcı arasındaki fark yalnızca sermaye miktarı olmaktan çıkıp bilgiye erişim farkına dönüşüyorsa, orada mesele değişir.
Haberin Devamı◊ Sermaye piyasasının temelinde görünmeyen bir sözleşme vardır; Herkes aynı oyunu oynuyor. Riskler farklı olabilir. Para miktarı farklı olabilir. Bilgi, tecrübe, yatırım tercihi farklı olabilir. Ama kural aynı olmalıdır. Bugün kamuoyunda asıl tartışılan nokta budur.
ASIL MESELE: BİLGİ
Finans piyasalarının en değerli ürünü aslında para değildir. Bilgidir. Çünkü aynı hisseyi aynı dakika içinde alan iki kişiden biri diğerinin bilmediği kritik bir bilgiye sahipse, kâğıt üzerinde aynı piyasada olsalar bile gerçekte aynı oyunu oynamıyor olabilirler. Bu nedenle gelişmiş sermaye piyasalarında "içeriden öğrenenlerin ticareti" meselesi bu kadar önemlidir. Ama konunun hukuktan önce gelen bir ahlak tarafı da var. Bir garson düşünün.
Haberin DevamıBiriktirdiği az miktarda bir parayı fona koyuyor. Bir emekli düşünün. Yıllarca çalışmış, parasını enflasyona karşı korumaya çalışıyor. Bir de yüz milyonlarla işlem yapabilen yatırımcıyı düşünün. Servetlerinin eşit olması gerekmiyor. Kazançlarının eşit olması da gerekmiyor. Ama bir şeylerinin eşit olması gerekiyor; "Oyunun kurallarının."
ÇÜNKÜ ENFLASYON İNSANI YATIRIMCI YAPIYOR
Üstelik bu tartışmayı Türkiye'nin ekonomik şartlarından bağımsız değerlendiremeyiz. TÜİK'in son açıklanan verisine göre Ağustos 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31.51. Gıda fiyatlarındaki yıllık artış yüzde 33.79, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlardaki artış ise yüzde 39.77... Bu rakamlar bize başka bir şeyi anlatıyor.
Haberin DevamıTürkiye'de insanlar yalnızca "daha çok para kazanmak" için yatırım yapmıyor. Bazen sadece parasının değerini koruyabilmek için yatırım yapmak zorunda hissediyor. Eskiden finans piyasasıyla hiç ilgilenmeyen insan bugün mevduatı, altını, borsayı, fonu öğreniyor. Çünkü cebindeki paranın satın alma gücü eriyor. Bu nedenle küçük yatırımcının güveni artık dar bir sermaye piyasası meselesi değildir. Sosyal bir meseledir.
CUMHURBAŞKANI KIZGIN VE KARARLI
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın son açıklamaları önemli. Erdoğan, "Her kim milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne el uzatırsa karşısında bizi bulur, devleti bulur. Biz yanlış yapanla, nefsine yenik düşenle vedalaşır, yolumuza güçlenerek devam ederiz" dedi. Bu sözlerin gerektirdiği standart aslında çok açık. Kim olursa olsun, hangi siyasi görüşten olursa olsun, kime yakın olursa olsun; aynı inceleme, şeffaflık ve hukuk uygulanacak.
Haberin DevamıPEKİ O FOTOĞRAFIN SIRRI NE
Cumhurbaşkanı krizin başladığı ilk günden itibaren bu konudaki bakış açısını net bir biçimde ortaya koydu. İlgililere neden bu durumun önceden tüm boyutları ile görülmediği sorusunu da net biçimde yöneltti. Edindiğim bilgilere göre, bir gün önce yapılan toplantıda kriz patlamadan çıkanların kim olduğunun bir an önce ortaya çıkarılması ve kendisinin bilgilendirilmesi talimatını verdi. Hangi partiden olursa olsun siyasetçi ya da bürokrat için kanun ne diyorsa o uygulanacak. Bu kapsamda son bir ayda çıkanlar için inceleme yapılacak. Cumhurbaşkanı'nın bu konuda hem çok kararlı, hem de çok kızgın olduğu belirtiliyor.
PARALAR NEREDE
Gerçekten fon mağduru olanların ana paralarının ödenmesi için de harekete geçildi. Şu anda üzerinde durulan modelde sadece ana paraların dikkate alınması değerlendiriliyor. Buna göre 1 milyon liraya kadar olan ana paralar öncelikli olarak ödenebilecek. Eğer ana para 1 milyonun üzerinde ise, ilk etapta 1 milyon liraya kadar olan bölüm ödenebilecek. Oluşacak havuzda birikecek tutara göre de diğer ödemeler yapılacak. Ancak bu modelde henüz son nokta konulmadı. Bu kapsamda yurt içinde ve dışında paralarla ne alındığı, hangi ülke ya da ülkelere götürüldüğünü tespit için de çalışmalar başladı. Ekonominin bir milli güvenlik meselesi olduğu vurgusu yapılan toplantıda yabancı yatırımcılara yönelik de güven çalışması üzerinde duruldu.

13