ABD–SDG–ŞAM denklemi: Ankara'nın sabrı, Washington'ın geri adımı ve Suriye'de yeni dönem

Hande Fırat
27.01.2026
3

SURİYE'de yaşananlar yalnızca bir ateşkes süreci değil; aynı zamanda ABD'nin 15 yıllık SDG politikasından fiilen geri çekildiği, Türkiye'nin güvenlik tezlerinin sahada karşılık bulduğu ve bölgesel güç mimarisinin yeniden kurulduğu bir tarihsel kırılmaya işaret ediyor.

Şam ile SDG arasında ilan edilen 15 günlük ateşkes, DEAŞ'lı tutukluların tahliyesi, Mazlum Abdi'nin son açıklamaları ve Washington'ın söylem değişimi birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo net: ABD, sahadaki taktik ortağını geri plana iterken, stratejik müttefiki Türkiye ile yeniden hizalanıyor:

1- 15 Günlük Ateşkes: Barış Değil, Kontrollü Geçiş Süreci

Şam ile SDG arasında ilan edilen 15 günlük ateşkes, klasik anlamda bir barış anlaşması değil, askeri bir yapının devlet sistemine kontrollü biçimde dağıtılması için tanınmış zaman olarak okunmalı. Ateşkesin arkasındaki temel dinamikler dikkat çekici:

- DEAŞ'lı tutukluların tahliyesi: Kamplarda tutulan binlerce DEAŞ mensubunun Irak'a taşınması, ABD ve Irak koordinasyonunda yürütülüyor. Bu süreç, yalnızca Suriye için değil Türkiye'nin iç güvenliği açısından da kritik bir risk yönetimi anlamına geliyor.

Haberin Devamı

- YPG'nin askeri gerilemesi: Rakka ve Deyrizor'dan çekilme, sahadaki fiili hâkimiyetin sona erdiğinin açık göstergesi.

- Şam'ın devlet kapasitesinin yeniden inşası: Petrol sahaları, sınır kapıları, güvenlik kurumları ve idari yapılar merkezi yönetime devrediliyor.

Bu ateşkes, SDG'nin askeri bir aktör olmaktan çıkarılıp siyasi ve idari bir yapıya dönüştürülmesi sürecinin fiili başlangıcıdır.

2- Mazlum Abdi'nin Söylemi: Yenilginin Diplomatik Ambalajı

Mazlum Abdi'nin son açıklamaları dikkatle okunduğunda, bir zafer anlatısından ziyade kontrollü bir geri çekilme dili görülüyor.

- Çatışmaların SDG'ye "dayatıldığı" söylemi,

- "Daha büyük bir savaşı önlemek için" anlaşmaya razı olunduğu mesajı,

- "Kazanımlar korunacak" iddiası...

- Gerçek ise daha yalın: ABD, SDG'ye verdiği eski düzeydeki siyasi ve askeri desteği geri çekiyor.

Bu durum YPG açısından stratejik yalnızlaşmanın ilanı, Washington açısından ise yeni bir jeopolitik öncelik sıralamasının göstergesidir.

3- ABD'nin 15 Yıllık SDG Politikasından Geri Adımı: Tarihsel Bir Kırılma

ABD, 2014'ten bu yana SDG'yi DEAŞ'a karşı sahadaki ana kara gücü olarak konumlandırmıştı. Bu süreçte:

- Türkiye'nin güvenlik hassasiyetleri büyük ölçüde ikinci plana itildi,

Haberin Devamı

- NATO müttefikliği ciddi biçimde yara aldı,

- Ankara–Washington hattında yapısal bir kriz oluştu.

Bugün ise ABD'nin stratejik hesabı değişti. Washington'ın yeni öncelikleri:

- SDG, Arap aşiretlerinin ayrılmasıyla zaten sadece YPG'ye dönüştü ve üstelik artık sürdürülebilir bir uzun vadeli proje değil,

- Türkiye, vazgeçilemeyecek ölçekte stratejik bir NATO müttefiki,

- Devlet dışı silahlı yapıları sürdürmenin maliyeti yükseldi,

- ABD, sahadaki yerel ortak yerine devlet ölçeğinde Türkiye ile uyumu tercih etti.

4- Türkiye–ABD İlişkilerinde Yeni Faz: Gerilimden Yeniden Stratejik Uyuma

ABD'nin SDG'den uzaklaşması, Türkiye açısından diplomatik, askeri ve stratejik bir kazanım anlamına geliyor. Türkiye'nin elde ettiği somut güvenlik kazanımları;

Haberin Devamı

- Güney sınırında terör koridoru ihtimali ortadan kalktı,

- PKK/YPG'nin devletleşme senaryosu fiilen çöktü,

- Silah ve militan geçiş hatları daraldı,

- Yeni bir göç dalgası riski azaldı,

- DEAŞ kamplarının kontrolü YPG'den çıkarıldı.

Bu süreç, Ankara'nın yıllardır dile getirdiği şu tezin sahada karşılık bulmasıdır:

"Sorunumuz Kürt halkıyla değil, silahlı terör yapılanmasıyladır."

Washington'ın bugün geldiği nokta, fiilen Türkiye'nin bu tezini kabul ettiğini göstermektedir.

5- İsrail Faktörü: Parçalı Suriye Yerine Öngörülebilir Devlet

İsrail açısından tablo dikkat çekici:

- İran'ın Suriye'de zayıflaması stratejik rahatlama sağlıyor,

- Parçalı bir yapı yerine kontrollü ve merkezi bir Şam yönetimi ABD'nin İsrail üzerindeki baskısının da sayesinde daha öngörülebilir görülüyor,