Gurur duy Galatasaraylı

İnanılmaz bir geceydi. Başa baş, dişe diş bir mücadeleyle geçen ilk 45 dakika sonunda harika bir golle öne geçilmesine rağmen, anlık iki konsantrasyon kaybı, iki basit hata sonucu yenen iki golle soyunma odasına yenik gitmek ve ikinci yarı Anka kuşu gibi adeta küllerinden doğmak tam da Galatasaray'ın tarihsel misyonuna yakışan bir hikayeydi.

Haberin Devamı ›

Galatasaray dün gece milyonlarca sevenine unutulmayacak bir Avrupa destanını yaşattı. Elbette henüz her şey bitmedi. İki ayaklı bir eşleşmenin ilk ayağını muhteşem bir zaferle geçti Galatasaray. Öyle ki, Türk futbol tarihine altın harflerle yazılacak muazzam bir başarı elde etti Sarı-Kırmızılı takım. Neuchâtel Xamax zaferiyle eş değer, belki de daha değerli bir galibiyetti, dünyanın her zaman ilk 10 takımı içerisinde yer alan Juventus'u Ali Sami Yen'de hezimete uğratmak. Böyle bir takıma karşı maçın son dakikalarında tribünlerden altı, altı seslerinin yükselmesi adeta rüya gibiydi.

Sara, Osimhen, Barış Alper, Sallai ve Lang başroldeydiler

Bu harikulade geceyi yaşatan tüm futbolculara, teknik heyete ve tribünleri dolduran cefakâr taraftara helal olsun. Keza, tüm eleştirilere rağmen devre arasında yaptığı akılcı hamlelerle kadro derinliğini yaratan yönetime de... Galatasaray takım olarak yürekten alkışı hak etti. Ancak içlerinde daha da büyük alkışı hak eden futbolcular vardı, başta Gabriel Sara olmak üzere. Gol atamamasına rağmen hemen hemen tüm pozisyonların hazırlayıcısı olan Osimhen, karşısında oynayan futbolcuları hayattan bezdiren Barış Alper, ikinci yarıda içinden Mertens çıkan Noa Lang ve Juventus'un en etkili silahı Kenan Yıldız'ı pasifize eden Sallai dün geceki zaferin baş mimarlarıydı.

Haberin Devamı ›

İlk yarıda başa baş bir mücadele ve bireysel hatalar

Maçtan bir saat önce kadrolar açıklandığında herkesin ortak bir endişesi vardı; Lemina'nın yokluğunda Galatasaray'ın bu kırılgan orta sahayla Juventus'la baş edemeyeceği yönünde. Nitekim maçın ilk yarısı bu endişeleri haklı çıkarır bir görüntüye sahne oldu. Juventus orta alanda daha diri, daha agresif, daha teknik ve daha çabuktu. Bunun sonucunda da geçiş hücumlarında daha tehditkardılar. Galatasaray topa daha çok sahip olmasına, daha çok şut çekmesine ve pozisyon bulmasına rağmen efektif oynayan taraf Juventus'tu. Bunun da karşılığını attıkları iki golle aldılar. Bu iki golde de bireysel hataların yanısıra takım savunmasında yaşanan zafiyetlerin rolü vardı. Yenilen ilk golün, atılan golün hemen ardından gelmesi Galatasaray'ı oldukça demoralize eden ve ilk yarı boyunca bocalamasına sebep olan bir gelişmeydi. Juventus açısından ise, çok çabuk gösterilen bu reaksiyon ilk yarı boyunca itici güç oldu. Nitekim, sahanın en tartışılan isimlerinden Yunus'un kaybettiği bir top sonucu gerçekleştirdikleri geçiş hücumuyla devre arasında soyunma odasına, skor avantajını ve moral motivasyonu ceplerine koyarak gittiler.

Osimhen çağdaş bir santraforun nasıl olacağını örnekledi

İkinci yarıda tüm Galatasaraylılar'ın beklentisi Okan Buruk'un maça müdahale ederek, en azından, yaptığı top kayıpları sonucu Osimhen'den yediği fırçalarla da demoralize olan ve aksayan Yunus Akgün'ün yerine Leroy Sane ile başlayacağı yönündeydi. Ancak Okan Hoca bunu yapmadı. Maça müdahale etti etmesine ama kadroya değil, takıma dokunarak... İkinci 45 dakikanın başlama düdüğüyle beraber Galatasaray oyunun bütün kontrolünü eline aldı. Hatalar minimize edilerek, takım halinde sahanın her yerinde Juventus'a karşı büyük bir üstünlük kuruldu. Lang çizgiden daha içeri çekilerek neredeyse Osimhen'in yanına konuşlandırıldı. Bunun sonucunda da attığı iki golle sahanın yıldızlarından biri oldu. Osimhen, Juventus stoperlerine uyguladığı baskının yanı sıra rakibin geliştirmeye çalıştığı ataklarda da müthiş bir atletizmle kendi ceza sahasına kadar gelerek takım savunmasının en çağdaş örneklerini sahaya yansıttı. Nijeryalı yıldızın bu olağanüstü dinamizmi hem takımı hem de tribünleri yeniden maçın içine çekti.

Haberin Devamı ›

Kariyer maçını oynayan Sara, tam bir maestroydu

İkinci yarıda adeta bir makine düzeninde sahaya yayılan Galatasaray'da orkestra şefi Gabriel Sara sahne aldı. Aslında zaten sahnedeydi ama ikinci yarı onun etkisi görünür oldu. Brezilyalı yıldız kariyer maçlarından birini oynadı. Hem oynadı hem de oynattı. Orta sahada tam bir maestro gibiydi. Tekniğini, oyun görüşü ve enerjisiyle birleştirerek takımını ustaca yönetti. Gerek rakibi karşılamada gerek boşlukları doldurmada gerek yardımlaşmada gerek hücum organizasyonlarının başlamasında gerekse duran toplarda modern bir orta saha oyuncusunun yapması gereken tüm aksiyonları sahaya yansıttı. İlk yarıda attığı gol ve Davinson'un kafasına çarptırdığı duran top pası ise dün geceki muhteşem performansının taçlandırılmasıydı.