Galatasaray'ın Pirus zaferi

Aslında ortada zafer filan da yok ya; malumunuz üzere! La Liga'nın 4.'sü, Şampiyonlar Ligi'nin ise 12.'si Atletico Madrid karşısında kendi sahanda zar zor bir puan aldıysan bunu başarı olarak addetmek, ancak Jose Saramago'nun 'Körlük' kitabında tasvir ettiği distopyada yaşıyorsan mümkün olabilir. Onun dışında kendini kandırırsın!

Haberin Devamı ›

Pozisyona girmeden beraberliği yakaladılar

Ben şahsen bu maçtan asla üç puan beklemiyordum. Hatta Galatasaray'ın alacağı bir puanın bile büyük bir başarı olacağını ve yüzde yüze yakın bir oranda Sarı-Kırmızılı takımı Play-Off turuna taşıyacağını düşünüyordum. Nitekim düşündüğüm gibi de oldu. Şimdilik!

Maç başlar başlamaz Atletico Madrid ile Galatasaray arasındaki kalite farkını gördük. Doğal olarak da Galatasaray çok erken bir golle geriye düştü. Bu aslında Sarı-Kırmızılı takımın normalde havlu atması anlamına geliyordu. Çünkü Simeone'nin Atletico Madrid'i karşısında geriye düştün mü maçı çevirmen çok zordur. Ama öyle olmadı. Galatasaray'ın şansı yaver gitti. Doğru dürüst pozisyona giremeden rakibin kendi kalesine attığı golle skoru eşitledi. Bu, maçın skoruna yönelik bir kırılma anıydı.

Haberin Devamı ›

Barış ve Yunus'un istikrarsızlığı büyük sorun

Atletico Madrid'in üstünlüğüyle geçilen ilk 45 dakikanın Galatasaray açısından en ümit verici yanı, Cim Bom'un, başta Yunus, Barış ve Eren olmak üzere bazı futbolcuların gerek fizik gerekse mental yetersizlikleri nedeniyle zayıf kalmalarına karşın sahada sergiledikleri üst düzey mücadele gücüydü. Bu mücadele, Galatasaray'ı oyunda tuttu.

Gerek Ali Sami Yen tribünlerini dolduran taraftarlarda gerekse televizyon başında maçı takip eden milyonlarca seyircide en büyük beklenti Okan Buruk'un en azından bir değişiklik yaparak ikinci yarıya çıkacağı yönündeydi. Lakin, öyle bir şey olmadı. Okan Hoca'yı tanıyanlar için de bir sürpriz değildi tabii böylesine bir tasarruf! Sonuçta ne kadar dökülen oyuncu olursa olsun 60. dakikaları beklemesi gerekiyordu hocanın ve o da öyle yaptı!

Sara'nın oyuna girmesi dengeyi sağladı

Nihayet, henüz düzelmeyen sakatlığının da etkisiyle kendi performansının yarısı kadar bile oynayamayan Yunus'un yerine Sara'yı aldı ve oyunun dengesini değiştirdi Okan Buruk. Galatasaray zaman zaman Atletico'yu sahasına hapsetti. Ama yine de üretken değildi. Çünkü ezberlenmiş bir oyun şablonu yoktu. Elbette bu konu çok daha uzun bir yazının konusu ama Atletico Madrid'in oynadığı oyuna bakınca ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.

Hoş, bu konuda da bana itirazlar olacaktır. Simeone'nin Atletico Madrid'de 14 yıldır teknik direktörlük yaptığı, dünyada compact futbolun, 4-4-2 şablonunun en iyi temsilcilerinden biri olduğu yönünde birçok argüman çıkarılabilir karşıma. Lakin, Okan Buruk da Galatasaray'da Türkiye ölçeğine göre çok uzun süre sayılabilecek, 4 yıldır hocalık yapıyor! Onun da şu ana kadar oyuncular tarafından ezberlenmiş bir oyun şablonu olması lazımdı! Ama neyse…

Sahanın en iyileri Uğurcan, Abdülkerim ile Sallai'ydi

Neyse, bu bahsi şimdilik burada kapatalım ve maçın ikinci yarısına bir mercek tutalım. Okan Hoca'nın değişiklik yapmadan çıktığı ikinci 45 dakikada Diego Simeone ilk bir saat dolmadan üç değişiklik yapmıştı bile. Daha genç ve daha diri oyuncuları sahaya sürdü. Başlangıçta başarılı da oldu. Ancak Torreria ve Lemina'dan oluşan Galatasaray orta sahası Atletico'nun bütün hücum hamlelerini boşa çıkaran bir majino hattı gibiydi. Bu ikiliye Sanchez ve Abdülkerim defans bloğu da ayak uydurunca İspanyol temsilcisinin gol üretmesi şansa kaldı... Bu isimlere elbette kaleci Uğurcan ile Sallai'yi de eklemeliyiz. Bence sahanın üç yıldızı vardı: Biri kaleci Uğurcan, diğeri Türkiye'de en çok hakkı yenen futbolcu olan Abdülkerim, bir diğeri ise Sallai'ydi.