Türk futbolu üzerine karşılaştırmalı ve ilkesel bir değerlendirme
Değişim, iyi niyet beyanıyla ya da doğru tespitler yapmakla gerçekleşmez. Değişim, mevcut düzenin bazı aktörleri için kayıp anlamına gelir.
Türk futbolunun temel sorunu teknik değildir. Ne tesis eksikliği, ne oyuncu havuzu, ne de bilgiye erişim problemi vardır. Sorun; sorumluluğun dağılması, yetkinin merkezileşmesi ve başarısızlığın kimseye ait olmamasıdır. Karar alan çoktur, sonuç sahiplenen yoktur. Bu yapı içinde sistemler değil, kişiler tartışılır; çözümler değil, gerekçeler üretilir.Avrupa'da sürdürülebilir başarı üreten futbol ülkelerinde değişim, bir tercih değil, bedeli kabul edilmiş bir zorunluluk olarak ele alınmıştır. Değişim isteyenler, önce kendi alanlarında kaybetmeyi kabul etmiştir. Türkiye'de ise tam tersi bir çelişki vardır. Değişim istenir ama mevcut düzen bozulmak istenmez. Herkes kazanmak ister, kimse beklemez.Türkiye'de futbolda da toplumda da en çok dile getirilen talep "değişim". Aynı anda en az konuşulan konu ise bu değişimin maliyeti. Oysa değişim, niyet beyanıyla ya da doğru tespitler yapmakla gerçekleşmez. Değişim, mevcut düzenin bazı aktörleri için kayıp anlamına gelir. Bu gerçeği kabul etmeden yapılan her reform çağrısı eksik, her vizyon konuşması yüzeysel kalır. Bugün Türk futbolunun temel sorunu teknik değildir. Ne tesis eksikliği, ne oyuncu havuzu, ne de bilgiye erişim problemi vardır. Sorun; sorumluluğun dağılması, yetkinin merkezileşmesi ve başarısızlığın kimseye ait olmamasıdır. Karar alan çoktur, sonuç sahiplenen yoktur. Bu yapı içinde sistemler değil, kişiler tartışılır; çözümler değil, gerekçeler üretilir.
Haberin DevamıALMANYA BAŞARISIZLIĞI iNKAR ETMEDi
· Karşılaştırmalı bakıldığında tablo daha da netleşir. Avrupa'da sürdürülebilir başarı üreten futbol ülkelerinde değişim, bir tercih değil, bedeli kabul edilmiş bir zorunluluk olarak ele alınmıştır. Almanya, 2000'li yılların başındaki başarısızlığını inkâr etmemiş; federasyon, lig ve kulüpler birlikte yetki ve alışkanlık kaybetmeyi göze almıştır. Altyapı sistemi kurulurken kısa vadeli sonuçlar feda edilmiş, bazı kulüpler sportif olarak gerilemiş, teknik kadrolar değişmiş ama yön değiştirilmemiştir. Sistem kurulmuş, sonuç sonradan gelmiştir.
iSPANYA'NIN UYGULADIĞI MODEL DAHA FARKLIYDI
·İspanya'da ise isimler değil, oyun kimliği merkeze alınmıştır. Teknik direktörlerden önce oyuncu profili konuşulmuş, kulüpler yıldız transfer yerine oyuncu yetiştirmeyi kabul etmiştir. Bu bir dönemsel tercih değil, uzun süreli bir ısrar olmuştur. Bu ülkelerde ortak olan nokta şudur: Değişim isteyenler, önce kendi alanlarında kaybetmeyi kabul etmiştir.
TÜRKiYE'DE HERKES KAZANMAK iSTER
· Türkiye'de ise tam tersi bir çelişki vardır. Değişim istenir ama mevcut düzen bozulmak istenmez. Kurumsallık konuşulur ama kişisel reflekslerden vazgeçilmez. Genç oyuncu vurgulanır ama risk alınmaz. Sabır çağrısı yapılır ama ilk olumsuz sonuçta yön değiştirilir. Herkes kazanmak ister, kimse beklemek istemez. Herkes sistem ister, sistemin kendisini sınırlamasını kabul etmez.
Haberin DevamıBiZDE HATA YAPAN SiSTEMDEN ÇEKiLMEZ SiSTEMi KENDiNE UYDURMAYA ÇALIŞIR
· Bu noktada mesele teknik değil, ahlaki ve yönetseldir. Ahlak, futbol gibi rekabetçi alanlarda çoğu zaman yanlış tanımlanır. Ahlak, doğruyu bilmek değil; yanlışta ısrar etmemektir. Hata yaptığında geri çekilebilmeyi, yetkiyi paylaşabilmeyi, başarısızlığın sorumluluğunu üstlenebilmeyi gerektirir. Türk futbolunda ise hata yapan sistemden çekilmez; sistemi kendine uydurmaya çalışır. Bu nedenle sorunlar kişiler değişse bile alışkanlıklar yoluna devam eder. Fedakârlık da benzer şekilde romantize edilir. Oysa fedakârlık duygusal bir söylem değil, yapısal bir karardır. Kısa vadeli kazançtan vazgeçmeyi, alışılmış düzeni bozmayı, konfor alanını terk etmeyi gerektirir. Bugün Türk futbolunda fedakârlık söylemi vardır ama fedakârlık pratiği yoktur. Herkes sistem ister ama sistemin kendisine dokunmasını istemez.

23