Küçüklükten bu yana kendimle ilgili ilk farkındalığım, olağan ortamımın dışına çıkmaktan pek hoşlanmadığım oldu. Ne demek istiyorum 10'lu yaşlarımda şenlikli akraba ortamlarına girmekten pek hoşlanmazdım. Daha doğrusu o ortamlardaki ruh hâlim, kendi sıkıcı rutinime dönüşümü zorlaştırırdı. Misal düğünlere, doğum günü partilerine hasbelkader gitsem ertesi gün kalkıp okula gitmek, masamın üzerindeki kitaplara dönmek zor gelirdi. Sanki iki farklı dünyaydı bunlar. Birinde eğlence, tantana vardı, diğerinde zaman zaman sıkılsam da yürümek istediğim yolun gıdası vardı.
Çocuk aklımla kendi istikametimi bozmamak için belki de bir koruma kalkanı bulmuştum kendime. Bu sebeple olacak, müzik de pek dinlemezdim. Çünkü benim için müzik hiçbir zaman kulağıma vurup giden bir şey olmadı. Dünyalar dolaşırdım müzik dinlerken. O dünyalar beni istikametimden saptırabilirdi.
***
Şimdi dönüp bakınca yazdıklarım dünyanın en sıkıcı insanını tarif ediyor gibi. Kendime çizdiğim sınırların dışındaki hayatı sadece gözlemlemekle yetinememenin, kendine güvenememenin yol açtığı kaygı ve tedbirle geçti o yıllar. Çünkü etrafımda bencileyin pek kimse yoktu. Aile, akraba çevresinin oluşturduğu kültürel sermaye benim kendime çizdiğim istikameti destekleyecek gibi değildi. Nitekim bu istikamet sayesinde yakın ailede ilk üniversite okuyan ve okuma serüvenini hayatının geri kalanına dâhil etmeye gayret eden ilk kişi oldum. Şükür ki zaman içinde, benim çevremde olmayan o kültürel habitat da oluştu. Şimdi bakıyorum, hem eğitimli hem de vatan millet bilincine sahip gençlerle doldu etrafım.
Bu satırları yazmak da nereden çıktı
***
***
Bir haftadır tatildeyim. Ve tatille bir meselem olduğunu fark ettim. Tatil fikrini oldum olası pek sevmedim. Zaman zaman dinlenme ihtiyacı hissederim. Aynı anda birkaç iş birden yapıyor olmak bazen çok yorucu, hatta bıktırıcı olabiliyor; ertesi gün ne yapacağını düşünmeden 10-15 gün geçirmek fikri çok cazip gelebiliyor. Ama tatil deyince aklıma hiçbir zaman deniz, kum gelmiyor. Ne kadar dinlenmeye ihtiyacım olursa olsun gözüm hep dağlarda, yaylalarda oluyor.
Nitekim şimdi de 2600 rakımda bir yayladayım. Üstelik hava da mütemadiyen puslu. Güneş günde bir iki kez kendini gösterip kayıplara karışıyor. Tatildeyim ama tatil gibi de olmayan bir tatil bu. Evet, rutin dışı bir 10 gün; bu anlamda tatil. Ama kendimi çocukluğumun kollarına attığım bu tatilde bile rutinime özlem duyabiliyorum.
Biraz da bu duygu tatil üzerine düşünmeye sevk etti beni. Böylece çocukluğumun rutin dışına çıktığım günlerdeki huzursuzluğunu hatırladım.
***
Belki de benim tatille meselem dinlenmekle değil, dinlenmenin hayatın geri kalanından bu kadar keskin biçimde ayrılmış bir zamana dönüşmüş olmasıyla ilgili.
Bugün tatil dediğimiz şey, hayatın olağan akışından bir süreliğine çıkıp yeniden çalışabilecek enerjiyi toplamak üzerine kurulu. Bu yönüyle de modern tatil, Sanayi Devrimi sonrasında çalışma hayatının sert biçimde düzenlenmesiyle birlikte belirginleşen bir olgu. Çalışma saatleri uzayıp keskinleştikçe, dinlenme de işten ayrı ve özel bir zaman dilimine dönüşmüş.

12