15 Temmuz darbe girişiminin 10. yılında TRT 1'de yayına başlayan Asırlık Gece'yi hâlâ izlemediyseniz, hemen bu akşam başlayın. Yayınlanmış tüm bölümlerini bir solukta izleyeceğinize eminim. Gerçek görüntülerle canlandırmalar arasında kurduğu denge, başarılı oyunculuklar ve anlatının ritmini hiç düşürmeyen kurgusuyla gerçekten çok iyi bir yapım olmuş. Arşiv görüntüleri anlatının doğal bir parçasına dönüştürülmüş. Oyunculuklar ise gerçek tanıklıkların önüne geçmiyor, yaşananların ağırlığını daha da görünür kılıyor.
Bir türlü tarih olamayan bir travmayı tarihe not düşecek bir belgesel filme dönüştürmek hiç de kolay olmasa gerek. Çünkü bazı hadiseler üzerinden ne kadar yıl geçerse geçsin geçmişte kalmaz. Siyasal tartışmaların bir parçası olmaya devam eder, toplumsal hafızadan silinmez. 15 Temmuz da böyle bir hadise.
İlk bakışta elde bu kadar çok belge, görüntü ve tanıklığın bulunması işi kolaylaştırıyormuş gibi gelebilir. Her şey hafızalarda taze, süreç neredeyse bütün ayrıntılarıyla kayıt altına alınmış durumda. Ama bunların hiçbiri işi kolaylaştırmıyor. Bilakis hangi ayrıntının nasıl anlatılacağına ilişkin sorumluluğu büyütüyor.
***Asırlık Gece, reyting kaygısı taşımadan, tamamen gerçeğe sadık kalarak, o gece darbeye karşı mücadele veren aktörlerin tanıklıklarıyla ve abartıya kaçmayan canlandırmalarla hazırlanmış gerçekten çok başarılı bir yapım. O geceye ait onlarca gerçek görüntü var. Hepsini bir arada bulabileceğiniz platformlar da mevcut. Ama Asırlık Gece, başından sonuna bütünlüklü bir anlatıyla o geceyi resmediyor. Boşlukları, yargılama sürecinde elde edilen deliller ve istihbari bilgiler ışığında tamamlayan sahnelerde bile abartı ve ajitasyon yok. En çok dikkatimi çeken husus bu oldu. Zira bu tür yapımlarda duygu vermek adına başvurulan aşırı dramatik efektler, gerçeklik hissine zarar verebiliyor. Bence yapımın en büyük başarısı, gerçekliğe sadakati duygusallığın önüne koyma konusundaki titizliği. 30 yıl sonra da izlendiğinde dönemin hafızasını taşıyan tanıklık ve belge niteliği değerini koruyacaktır. Daha da önemlisi, Türkiye'nin ne denli büyük bir musibetten nasıl büyük bir direnişle çıktığını, o günleri yaşamamış kuşaklara aktarabilecek bir sorumluluk eseridir Asırlık Gece. Daha nicelerinin yapılması gerekiyor. Neyse ki yapılmaya da devam ediyor.
***Darbe gecesini herkes aynı duyguyla yaşamadı, bunları da konuşmak lazım. Kimisi tanklara karşı milli mücadele verirken, bazıları tankları alkışlıyordu. Kimimiz sabaha kadar medya nöbeti tutarken, sinsi bir şekilde darbenin başarılı olmasını bekleyenler de vardı. Bu da maalesef Türkiye'nin gerçeği. Nitekim darbeden sonraki yargılama sürecinde, darbecilerden çok devletin darbe ile mücadelesini sorgulayanlar oldu. Genelkurmay Başkanı'nın darbeciler tarafından alıkonulmasını ve sonrasında serbest bırakılmasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Darbeyi eniştemden öğrendim." sözünü diline dolayarak buradan hareketle "darbe değil, tiyatro" diyenler çıktı. "Darbenin sivil imamlarından" biri olan Adil Öksüz'ün istihbarat elemanı olduğunu öne sürüp FETÖ'nün girişimini "kontrollü darbe" söylemi üzerinden istihbarata yıkmaya çalışanlar bile oldu. Şimdi bakıyorum, Asırlık Gece hakkında yazılanlar arasında da benzer vurgular yapanlar var. "O gün MİT'e gidip istihbarat veren O.K. olmasaydı ne olacaktı; darbe önlenemeyecek miydi yani" diyerek darbe girişimini ve ona karşı verilen mücadeleyi hafife alanlar çıkıyor. Bu yaklaşımın, darbe girişiminin asli faillerini görünmez kılma riski taşıdığı açık. Devlet ve kamu güvenliğini hedef alan olaylarda elbette çok boyutlu bir soruşturma gerekir. Devletin mücadelede zaafa düşüp düşmediğinin tespiti de, bu tür elim hadiselerin tekrarlanmaması bakımından, en az faillerin yargılanıp cezalandırılması kadar önemlidir.

13