CHP ve TİP içinde siyaset yapmış, Kürt siyasetinin öncü ve önemli isimlerinden Tarık Ziya Ekinci'nin Lice'den Paris'e Anılarım kitabı, Türk solunun Kürt siyaseti üzerindeki vesayetini anlamak için önemli bir eserdir. Alevilerin ve Kürtlerin tarihsel ve kimliksel talepleri Türk solu için ideolojik bir kaldıraç oldu. Bu yüzden de şiddet kullanan Kürt ve Alevi tabanlı örgütler ağırlıklı olarak Marksist-Leninist bir ideolojiyi benimsediler. Toplumsal devrim ancak şiddeti toplumsallaştırmakla mümkündü. Bu yüzden bu örgütlerde silahlı eylem ve ölüm, barışa ve çözüme yeğ tutuldu. Meşru zeminde siyaset yapan Türk solu için de zaten Kürtlerin Kürtlükleriyle ilgili talepleri büyük sosyalist devrimden sonraya bırakılması gereken, şimdi sırası olmayan şeylerdi. Silahlı örgütler için zaten Kürtler ve Aleviler ucuz kurban...
Kürt siyasi hareketine dair okumalarda, devletin Kürtlere yönelik gadrinin yanı sıra silahlı yapıların Kürtler üzerinde kurduğu vesayeti de görürsünüz. Nitekim PKK da zaten Marksist-Leninist sol bir örgüt olarak kurulmuş; ilk hedeflerinden biri ise Kürtler arasında hâkimiyet tesis etmek için meşru zeminde siyaset yapmak isteyen aktörleri devre dışı bırakmak olmuştu. Ezcümle, kimilerinin silahlı mücadele dediği terör, Kürt halkının üzerindeki en büyük vesayet ve baskı aracı oldu. Devletin elinin ağırlaşması, dilinin sertleşmesi de bu nispette meşru görüldü. Dolayısıyla bugün yasama ve yürütme organlarının sorumluluk üstlendiği, hukuki ve yargısal boyutları da bulunan "Terörsüz Türkiye-Terörsüz Bölge" sürecine, Kürtler üzerindeki vesayetin ortadan kalktığı bir başlangıç olarak da bakmak gerekir.
Abdullah Öcalan'a "ihanet", Mazlum Abdi'ye "teslimiyet" eleştirisi!2013-2015 Çözüm Süreci sırasında bir grup gazeteci olarak Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nde (IKBY) bazı görüşmeler yapmak üzere Süleymaniye'yi ve Erbil'i ziyaret etmiştik. Çözüm sürecini destekleyenler olduğu gibi, zahiren destekliyor göründükleri hâlde PKK'ya "Ne aldınız da silah bırakıyorsunuz" diyen, adeta elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi küsen ya da bir Kandil'e, bir HDP'ye gidip akıl verenler de vardı aramızda.
Hiç unutmuyorum, Neçirvan Barzani ve Sefin Dizayi ile yapılan görüşmelerde "Suriye'deki gelişmeler"den bahis açıp lafı handiyse "Şimdi sırası mı" demeye getirenler olmuştu. IKBY yetkililerinin bu soruların bu kadar yüksek sesle ve uluorta kendilerine yöneltilmesinden rahatsız oldukları her hâllerinden anlaşılıyordu. "Biz bu süreç için emek sarf ettik; sürecin başarıya ulaşması tüm Kürtlerin lehine olacaktır" gibi diplomatik bir cevap vermişlerdi.

6