Kurtlar Vadisi, 15 Ocak 2003'te yayımlanmaya başladığında Türkiye hâlâ Susurluk kazasının ortaya çıkardığı devlet-siyaset-mafya ilişkilerini tartışıyordu. Dizide işlenen derin devlet, istihbarat örgütleri, mafya ve siyasal cinayetler gibi konular ziyadesiyle ilgi çekici bulunmuş, dizi kısa sürede en çok izlenen yayın olmuştu. 2005 yılına kadar 97 bölüm yayımlandı. Ardından dizinin devamı Kurtlar Vadisi Pusu geldi. Bu yeni versiyon da 2007'den 2016'ya kadar devam etti. Bu süre içinde dizi hakkında onlarca yazı, hatta tezler yayımlandı. Dizinin oyuncuları yaşlandı, senaristleri değişti, kadrosu birkaç kişi hariç yenilendi ama dizi kendinden söz ettirmeye devam etti. Yani yalnızca seyredilmekle kalmadı, sıklıkla gerçek siyaseti ve derin devleti anlama ve açıklama anahtarlarından biri gibi görüldü. Kamuoyunun diziye yüklediği anlam o denli yüksekti ki oyuncuları dizideki karakterleriyle anılır oldu. Dizinin kurgusal karakterlerinden olan Süleyman Çakır'ın ölümü üzerine gerçek hayatta ölüm ilanları verildi, gıyabi cenaze namazları kılındı. Bu, kurmaca ile gerçeklik arasındaki sınırın aşıldığını göstermesi bakımından sembolikti. İzleyici için dizi, devletin derinlerinde neler olup bittiğini öğrenmenin bir vasıtasıydı. Karakterler gerçek hayattaki bazı isimlerle özdeşleştiriliyor ve bu benzerlikler üzerinden hain ya da vatanperver olarak niteleniyordu.
***
Dizi hakkında yapılan araştırmalar da izleyicinin diziyi gerçeklik zemininde algıladığını gösteriyordu. Sonuçta bu algı da senarist, yönetmen ve yapımcıyı günceli takip etmeye teşvik etti. Diziyi gerçekliğe yakınlaştırmak bir pazarlama stratejisine dönüştü.
Bu durum elbette, diziyi yapanların "derinlerden" bilgi aldığı ya da diziyi FETÖ'nün hizmetine soktuğu anlamına gelmez. Fakat şu mümkündür: Dönemin Türkiye'sinde uzun yıllardır devam eden faili meçhuller, Susurluk kazasıyla ortaya saçılan kirli ilişkiler, siyasetin güçsüzlüğü kadar devletin içinde kendi menfaatine çalışan unsurlar olduğunu düşündürüyordu ve bu yaygın bir kanaate dönüşmüştü. Asılsız da değildi. Hatırlayalım: Kontrgerilla ile mücadeleyi "temiz eller operasyonu" olarak görüyorduk. Devlet içinde hukuksuzluğun yeri olamazdı. Ergenekon ve Balyoz davaları ise toplumun önemli bir kısmı tarafından "nihayet ülke darbecilerden kurtuluyor" şeklinde algılandı. Bu işin arkasında devlete tümden çökmeye çalışan daha da tehlikeli illegal bir yapının olduğu uzunca bir süre fark edilmedi. O dönemde FETÖ ile ilişkisi olmayan pek çok gazeteci, akademisyen ve siyasetçi operasyonları darbelerle yüzleşmek olarak okudu. Kurtlar Vadisi gibi bir dizinin de bu algıdan etkilenmiş ve farkında olmadan bu algıya hizmet etmiş olması olası.

3