İki vurgun, iki parti, iki sosyoloji

Fon krizi gündemden düşmüyor. Düşmemesi de normal, çünkü hem hukuki hem idari yönü olan bir konu. Fonda manipülasyon yaparak haksız kazanç elde edenlerin tespit edilmesi ve yargı önüne çıkartılmasından ibaret bir konu değil yani. İdari yönü de olan, hangi fonların tasfiye edileceği, hangilerinin korunacağı meselesi var. Fonların hisse aldıkları şirketler var; tamamen içi boş olanlarla olmayanlar farklı şekilde değerlendirilecek olabilir. Geri ödemelerin nasıl yapılacağı meselesi kadar, kimlerin haksız kazanç elde ettiğinin tam tespiti de belirleyici olacak. Ve tabii ki denetleyici kurumların neden etkisiz kaldıklarının tespiti konunun çok önemli ayağını oluşturuyor. Tüm bu işlemlerin titizlikle yapılması gerek ki hem mağdur ile suçlular ayrıştırılabilsin hem de krizin ekonomik hasarı en aza indirilerek süreç yönetilebilsin.

***

Konuşulan rakamlar çok büyük. Bu büyüklük, insanların öfkesinin büyüklüğüne de tesir ediyor ama daha önemlisi bana kalırsa fon krizinde yüzleştiğimiz başka bir gerçek. Yapmaz zannettiğimiz kişilerin böyle süfli şeylere tevessül ettiğini görmek, kutsal saydığımız değerlerin menfaatler söz konusu olduğunda nasıl araçsallaştırılabildiğini fark etmek... Muhafazakâr kesimdeki öfkenin ve psikolojik tahribatın büyüklüğünü bu çerçevede anlamak gerek. Ve tabii ki buradan çıkartılacak dersler de olmalı. İlk akla gelen, devletin denetim ve düzenleme kurumlarıyla ilgili daha sıkı regülasyonlar yapma gereği. Siyasetin dikkate alması gereken sosyolojik tespitler de önemli. Örneğin siyasette bugüne kadar çalışan kavramların artık eskisi gibi işlev göremeyeceğini tahmin etmek zor değil. Daha rasyonel bir söylem düzeyi bekleyecek vatandaş. Kuralların daha sıkı işlediği, sözün tek başına senet sayılmadığı, davanın yükünün eşit paylaşıldığı, devletin herkese eşit mesafede durduğunun daha görünür olduğu bir düzen bekleyecek. Zira bu tür travmatik olaylar yeni anlayışlar, yeni ilişkilenme biçimleri doğuruyor.

Bunun nasıl tatbik edileceğini zaman içinde fark edeceğiz diye düşünüyorum. Ama en basitinden örneğin Fatma Betül Sayan Kaya'nın Hollanda'da yaşadığı ve yaşattığı hadise gibi, bir kişinin ülkede sivriltilip "Nene Hatunlaştırıldığı", ama aslında devlete ve hükümete maliyet ödettiği yakışıksız hareketler hiçbir zaman alkış almayacak. Yaşarken "Bunda bir tuhaflık var." dediğimiz şeylerin daha rahat konuşulduğu bir yeni dönem başladı diyebilirim. Cumhurbaşkanı'nın arkasına sığınarak kendi PR'ını yapma devri bitti diye umuyorum. Bitsin de artık. Bu korkunç hadise en azından böyle bir hayra vesile olsun.

***

Fon krizinin ardından bir başka şeyi de fark ettik: iki farklı parti ve iki farklı çevrede rüşvet, iltimas, haksız kazanç gibi hadiselere verilen farklı tepkiler. İBB ile başlayan ve Türkiye çapında pek çok belediyede benzeri uygulamaların olduğu anlaşılan rüşvet çarkının CHP ve Yeni Parti tarafından siyasi operasyon olarak nitelendirildiğini ve MASAK raporlarından tanık ve itirafçı ifadelerine kadar ortaya dökülen onca kirli ilişki ve para trafiğinin hiç muhasebesinin yapılmadığını gördük. Suç örgütünün başı olarak görülen kişi için imzalar toplandı. Adam sadece parti yetkilileri tarafından değil, belli bir seçmen kitlesi tarafından da kahraman ilan edildi. Beslediği medya İmamoğlu savunuculuğuna soyundu. Kameralara yansıyan rüşvet skandalları görmezden gelindi, rüşvet çarkının içindekiler mahkemede birbirine girdi, yine kimsenin umuru olmadı. Halkın parasıyla halka hizmet etmek yerine CHP içinde operasyon yapmak için ya da tamamen kişisel servet edinmek adına istiflenen paralar haber dahi yapılmadı.