Türkiye, şu anda hiç olmadığı kadar güçlü bir bölgesel aktör. Arap sokağında Erdoğan rüzgârı eserken, Türkiye'nin Arap Baharı'na ilham olduğu konuşulurken dahi böyle bir gücü yoktu. O dönemi hatırlayanlar bilir; Arap Baharı'nın başladığı neredeyse her ülkede kısa süre sonra ya darbeyle ya da iç savaşla adeta kara kışa dönüşmesi, sürecin sadece halkların demokrasi talebi olarak yaşanmadığını göstermişti.
Türkiye'nin Arap sokağındaki algısı tezlere konu olmuştu. Bu örnek gösterilmenin, bugünden geriye bakınca, çok da masum olmadığını anlamak zor değil. Bazen içinde yaşadığınız şeyin önünü arkasını anlayamazsınız. Gençlerin tabiriyle Türkiye'nin prime zamanı sayılan o dönem, esasında ülkenin başına çorap örüldüğü bir dönemdi. Arap Baharı'nın ilham kaynağı sayılan Türkiye'nin de o anafora kapılacağı öngörülmüştü.
***
O dönemden iki anekdot var aklımda: Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta, Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House ile İstanbul merkezli TESEV'in ortak yürüttüğü, Orta Doğu'da Türkiye algısı konulu saha çalışmasının sunumu gerçekleştirilmişti. Kurumların araştırmacılarının yanında birkaç gazeteci de vardık. Gazeteye haber yaptığımı da hatırlıyorum.
Londra'dan ve Türkiye'den katılımcıların olduğu akşam yemeğinde, raporu hazırlayan Chatham House araştırmacıları ile Türkiye'den, o dönem TESEV'de görev yapan isimler vardı. Bendeki beklenti, gündüz yapılan sunumla paralel şekilde Türkiye hakkında olumlu şeylerin konuşulacağıydı. Masadaki hava hiç de öyle değildi. "Erdoğan döneminin sonuna gelindiği" lafları dahi edildi. Anlam veremediğim o muhabbeti alıp geçmedim. Gündüz yapılan konuşmalarla akşam masadakiler arasındaki farkı da adamların profesyonelliğine verdim!
Çok kısa süre sonra Arap Baharı patladı. Tunus'ta Bin Ali ülkeyi direnmeden terk etti. Mısır'da Tahrir devrimi gerçekleşti. Mursi cumhurbaşkanı seçildi. Libya'da Kaddafi katledilerek devrildi.
Darbe ve iç savaş öncesi dönemde Mısır ve Libya'ya gitme imkânı buldum. Her ikisine de gazeteci olarak gittim. Darbe ve iç çatışmayı neredeyse burun farkıyla geride bırakıp Türkiye'ye dönebildiğimiz bir zaman aralığıydı bu.
Libya'da en çok dikkatimi çeken şey, Trablus'ta sokakların Libya bayrağıyla donatılmış olmasıydı. Adeta bir şeye karşı tedbir alırcasına tüm şehir bayraklanmıştı. "Kaddafi'nin kabileler üstü lider olarak yönettiği Libya'yı ulus devlet yapmanın bir adımı mı bu" diye düşündüğümü hatırlıyorum. "Zor ama keşke olabilse" dediğimi de...
Mısır'dan da bir afiş hatırlıyorum: Barack Obama, Tayyip Erdoğan ve Mursi'nin fotoğrafları yan yanaydı. Arap Baharı'nın temsili afişi gibiydi! Kahire'ye gittiğimizde Türkiye'de Gezi kalkışması başlamıştı. 15 gün sonra Sisi'nin sivilleri katlederek darbe yaptığı ülkede, Türkiye'de yönetimin değişeceğini konuşan birileri vardı.

9