Küresel rekabetin bölgesel savaşları tırmandırdığı ve bunların ne zaman durulacağına dair kimsenin tahmin yürütemediği bir dönemdeyiz. Savaşları uzatan 'yenişememe' vasatı, aynı zamanda küresel rekabetin de doğasını oluşturuyor. ABD ile Çin arasındaki güç mücadelesiyle uzaktan ya da yakından ilişkili gelişmelerin maliyetini ise bütün dünya ödüyor. Ne yazık ki taraflardan birinin diğerini caydırabileceği bir güç dengesine ulaşılması da pek yakın görünmüyor. Bu nedenle savaşları bitirecek etkili bir caydırıcılıktan çok, artan maliyetlerin tarafları mecbur bıraktığı ateşkeslere tanık oluyoruz. Üstelik bunlar son derece kırılgan ateşkesler. Nitekim ABD-İran savaşını durdurmayı amaçlayan mutabakatın daha imzası kurumadan hükümlerinin ihlal edildiğini gördük. Kalıcı bir anlaşmaya ulaşılması için öngörülen 60 günlük sınama süresinde taraflar elleri tetikte bekleyince, kâğıt üzerinde çözüm vadeden maddeler yeni bir çatışmanın gerekçelerine dönüştü.
***
ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a karşı başlattığı geniş çaplı harekâtla başlayan savaşa, bir buçuk ayın sonunda ara verilmişti. Pakistan'ın arabuluculuğu, Katar ve Türkiye'nin katkılarıyla hazırlanan 14 maddelik mutabakat, 60 günlük bir ateşkes süreci öngörüyordu. Çatışmaların durdurulması, Hürmüz Boğazı'nın açılması ve bu süre içinde kalıcı bir anlaşmanın müzakere edilmesi hedeflenmişti. Fakat temmuzda gemilere yönelik saldırılar ve ABD'nin misillemeleriyle çatışmalar yeniden başladı. 27 Temmuz itibarıyla savaşı bitirecek bir anlaşma bir yana, sürdürülebilir bir ateşkes konusunda bile kimse umutlu görünmüyor.
ABD'nin "kazandık" diye sunabileceği net bir sonuç ortaya çıkmadı. Washington, askerî üstünlüğünü siyasi bir kazanca tahvil edemedi. İran'ın kayıplarını kısa vadede telafi edemeyeceği söylense de Tahran, savaşı bölgeye yayarak maliyeti yükseltti. Savaşı kazanamadı fakat ABD-İsrail ortaklığının da kesin bir zafer elde etmesini engelleyerek kaybetmemeyi başardı. Ne nükleer programından geri adım attı ne de füze kapasitesi konusunda İsrail'i tatmin edecek taahhütlerde bulundu.
***
Dahası İran, dünya enerji akışının en kritik noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı'nı ekonomik caydırıcılık ve pazarlık aracı olarak devreye soktu. Böylece petrol fiyatlarında sert dalgalanmalara ve küresel tedarik zincirleri üzerinde ciddi baskıya yol açtı. ABD-İran savaşı, bir tarafın diğerini kesin biçimde alt ettiği ve kendi şartlarını dayattığı bir sonuçla bitmeyecek belli ki. Günümüzde büyük güçlerin doğrudan veya dolaylı biçimde dâhil olduğu savaşların pek azı böyle neticeleniyor. Böyle bir düzenin yeniden ortaya çıkması ise ABD ile Çin arasındaki güç mücadelesinde daha belirgin bir güç dengesinin oluşmasına bağlı görünüyor.

7