Faktör Arda

İşin içinde 48. olup evimize dönmek de vardı. Allah'tan bu büyük rezilliği yaşamadık. Ve üstüne üstlük en azından güzel bir anımız oldu.

Brad Pittli, Edward Nortonlu, Dövüş Kulübü takviyeli ev sahibi ABD'yi maçın son saniyesinde attığımız golle mağlup ettik.

Tabii bu gol ve galibiyetle en acı olanı yaşadık, Paraguay ile Avustralya'ya kaybedilen puanlara yandık. Üstelik yolumuz açıktı. Yürüyebilirdik.

Peki nasıl oldu da göz kamaştırıcı şekilde turnuvaya başlayan ABD'yi bu kadar zorladık ve yendik

En önemli faktör Arda Güler idi. Bu adam oynadığı zaman, gününde olduğu zaman tek başına maçı alabiliyor. O durunca makinenin bütün contaları gevşiyor.

Belli ki ilk iki maçtan sonra sanki pusuda bekliyormuş gibi bu oyuncuya yapılan eleştiriler "İçlerinde ne çok öfke biriktirmişler" dedirtecek cinstendi. Öyle ağır eleştiriler yapıldı ki Arda'nın okumaması ve duymaması mümkün değil. Ve şunu net olarak söyleyebilirim ki Arda artık ABD'de çocukluktan çıktı. Çevresinin aslında sevgi yumağı olmadığını çok yakından gördü ve anladı. Milli takımın mutlu bir alan olmadığını gerçekte bir dövüş kulübü ve rezil ülke kulüpçülüğünün tam merkezi olduğunun farkına vardı. Dün bunların tümü yüz ifadesinden belliydi.

Kim bilir belki de maça bu duygularla başladı. Ve çok iyi başladı. İyi götürdü, çok şık gol attı, diğer iki gol de o olmasa olmazdı.