Bir tarafta ekonomik sıkılaşma, diğer tarafta nakit akış krizi ve finansmana zor erişim... Haliyle reel sektörün en hassas dengesi olan güven sarsılıyor. Ardından gelen konkordatolar... Güven zeminini sarsılınca adeta bir domino taşı etkisi yapıyor. KOBİ'ler, tedarikçiler ve ara üreticiler de sarmalın içinde kalıyor. Alacaklı, dava yoluna gitse bile ticari hayatta telafisi olanaksız sonuçlar doğurabiliyor. Borçluyu nefeslendirmek ve yaşatmak doğru ama bu defa geçen sürede alacaklının adeta can suyu kesiliyor.
Konkordato, özü itibarıyla iflasın eşiğine gelmiş dürüst borçluları korumayı ve işletmenin sürekliliğini sağlamayı hedefler. Böylece neyi sağlarız; istihdam ile üretimin devamlılığını. Ne var ki, likidite sıkışıklığı had safhaya ulaşınca konkordato da asli amacından hızla uzaklaşıyor. Büyük ölçekli bir firmanın mahkemeden aldığı geçici mühlet kararı, o firmaya borçlarını erteleme ve icra takiplerinden muaf olmayı sağlıyor. Firma, bu durumu bir tür konfor olarak algılayabiliyor. Büyük firma ile iş yapan yüzlerce küçük ve orta ölçekli işletme için ise durum, finansal bir idam fermanına dönüşüyor.
Ticaret zincirinin kılcal damarlarını oluşturan KOBİ'ler, büyük montanlı teslimatlarının karşılığında aldıkları vadeli çek ve senetlere güvenir. Bu yolla ham madde, prim ve vergi ödemelerini planlarlar. Büyük yapının konkordato ilan etmesiyle birlikte, bu alacaklar bir gecede tahsil edilemeyen kağıt parçaları haline gelmektedir. Üstelik bu durum sadece bir firmanın alacağını alamamasıyla sınırlı kalmaz. Alacağını tahsil edemeyen KOBİ, kendi tedarikçisine olan borcunu ödeyemez. İşçisinin ücretini yatıramaz. Vergi borcu birikir. Zincirleme bir reaksiyonla piyasada yeni iflas dalgaları tetiklenir. Tamam, bir devasa yapıyı ayakta tuttuk. Ama onun için onlarca hatta yüzlerce orta ve küçük yapının feda edildiği gözlerden kaçmamalıdır.
Hukukun borçluya tanıdığı nefes alma hakkı, alacaklının boğulması sonucunu doğurması, adeta Kral Midas'ın o meşhur trajedisine benziyor. Büyük yapılara tanınan ve bir konfor gibi algılanan bu yasal imtiyazlar, ticaret zincirinin kılcal damarlarına dokunduğu an oradaki canlılığı kurutuyor, altından bir kalkanla birini korurken diğerini açlığa mahkûm ediyor. Diğer bir ifadeyle, konkordato; yasanın koruma amaçlı getirdiği bir düzenlemenin adı olması gerekirken, kötü niyetli sermaye transferlerinin ve borçtan kaçış stratejilerinin sığınağı haline getirilmemelidir. Büyük firmanın borcu yapılandırılırken, o firmanın havuzuna ham madde döken, gecesini gündüzüne katan esnafın sesini duyan olmamaktadır. Alacaklıların büyük bir kısmı, yıllar süren davalar ve belirsizlikler karşısında; sermayelerini tamamen eritmekte ya da öz kaynaklarını zararına satmak zorunda kalmaktadırlar.
Tam bu noktada meselenin hukuki boyutu kadar, derin bir ticari ahlak krizi de baş göstermektedir. Piyasada maalesef, likidite gücü olmasına rağmen, yüksek faiz ortamında nakit varlıklarını korumak veya borçlarını uzun vadeye yayarak eritmek bir strateji olarak tercih edilmektedir. Eğer bir yasal hak, piyasayı fonlayan dürüst esnafın hakkını gasp etmek için bir hukuki kalkan olarak kullanılıyorsa, orada ticari ahlakın bittiği ve fırsatçılığın başladığı yerdesiniz demektir.

30