Türkiye'ye güvenen kazanır

Türkiye'yi bölgesel aktörlerin stratejilerinde güçlü kılan unsurlardan biri, belki de en önemlisi, iç cephenin tahkimi adıyla sunulan "Bütünleşen Türkiye" adımı oldu. Türkiye'nin tarihte kalan veya geleceğe yönelik uygulamalarını sevmeyen, bunu kendi güvenlikleri için tehlike sayan ülkelerin karşısında artık entrikalarla, vaatlerle bölmeyi hayal edebilecekleri bir ülke yok.

ABD ve AB ülkelerinde, yakın ve uzak komşularımız arasında hala bu zihniyette olanlar elbette vardır; ama onlar, görünen o ki kendi bürokrasilerinin arka odalarında, kendi kuramları ve tuzakları ile baş başa oturuyorlar.

Oturuyorlar ama bekliyorlar.

Trump'ın Erdoğan'a, Erdoğan'ın iç ve dış cephelerde tahkimata güveninin meyve vermemesini bekliyorlar. DEM'in, PKK'nın kurucu elebaşı Abdullah Öcalan'ın değil, SDG ile birlikte Pentagon'un arka odalarındaki NeoCon'ların, onların bölgedeki maşası İsrailli Siyonistlerin verdiği garantileri daha değerli, daha gerçekçi bulmasını bekliyorlar. Suriyeli Kürtlerin, Trump'ın Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın değil, bir tarihte Irak, Suriye, İran ve Türkiye'yi bölerek bir birleşik Kürdistan kurmaları için garantiler, paralar, yüzlerce TIR dolusu silah ve mühimmat gönderen Brett McGurk'ün haklı çıkacağına inanmasını bekliyorlar.

NeoCon'ların Bush, Obama, Trump ve Biden dönemlerinde geliştirdikleri bu Kürdistan modeli, sadece bir amaca dayanıyordu: İsrail'in Filistin'i ve Filistinlileri tamamen yok ederek başlayacağı Büyük İsrail hamlesine karşı İran'ın muhtemel askeri harekâtını önlemek.

McGurk'la birlikte bu plan da şu anda çöpe atılmış vaziyette. Trump'ın bu harekât tarzını benimsemesinin nedeni şu: Bölgesel güç odağı olarak Türkiye'nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Irak ve Suriye yönetimleri üzerindeki etkisinin sonucu olarak bir İran tehlikesinin ortadan kalkması beklentisi. Bu etkinin devamı için Trump'ın (içinde Filistin'in, icra kurulunda Filistinlilerin esamesi bulunmayan) Orta Doğu barış planının sonuç vermesi, yani Filistin devletinin gerçekten var olması ve Gazze ile Batı Şeria'nın ayağa kalkarak, bir İsrail tehdidine karşı güvenliğinin sağlanması şart.

Bunun ne kadar zor olduğu, Trump'ın geçen Cuma Gazze Barış Kurulu, Uluslararası İstikrar Gücü ve Gazze Yönetim Kurulu açıklamalarından sonra Netanyahu ve muhalefetinin "Her şeye evet ama Türkiye ve Katar'ın Gazze'ye asker göndermesine hayır!" diye havalara fırlamalarından anlaşılıyor. Ama Trump'ın Venezuela ve gerçekleşirse Grönland maceralarının hızıyla, Türkiye'yi, Filistin konusunda devre dışı kalmaya çağırması, beklenmemelidir.