Trumpizm'in sonu göründü

"Pervasız..." Övmek için de yermek için de Amerikan medyasındaki etkili yazarlar bu sıfatı kullanıyor Trump için.

Makalelerdeki İngilizce kelime çoğunlukla "reckless;" "düşüncesinde ve davranışında sorumsuz insan" anlamında. Gelecek kaygısı olmayan, herhangi bir kimseye veya kurala göre değil yalnızca kendi istediği gibi davranan kişilere pervasız deriz. Ama sorun da burada: Bir siyasetçi, hele hele bir partinin, hatta ülkesinin en üst yöneticisi olma iddiasındaki siyasetçi, yalnızca kendi istediği gibi davranabilir mi Birilerinden--mesela seçmenden--pervası olması gerekmez mi Siyasetçi verdiği sözle, "yapacağım" dediği şeyi yapması ve "yapmayacağım" dediği şeyi yapmaması ile ölçülmez mi

Claremont Review editörü Christopher Caldwell, Trump'ın kendisini ait saydığı (sandığı) muhafazakar kanattan. Hatta denilebilir ki, Trump'ı başkan aday-adayı olduğu günden beri destekleyen bir aydın. Ne var ki son makalesinin başlığı: "Trumpizm'in Sonu." Trump'ın bir ideolojisi, bir yönetim felsefesi olduğuna inanan, veya öyle sanan Caldwell, "Yanıldım; Trump herkesi yanılttı. En çok da kendisine her iki seçimde de ezici zafer sağlayan geniş kitleyi yanılttı," diye yazıyor ve devam ediyor:

"İran'a yapılan saldırı, kendi tabanının istekleriyle o kadar tutarsız, ulusal çıkar kavramından ne anladığına ilişkin açıklamalarına o kadar aykırı ki, bu sadece Trumpizm'in değil, siyasetçi olarak Trump'ın da sonunu getirecek."

Başkan Trump, seçimlerde halka "Trumpizm" diye adlandırılabilecek bir proje sunmuş muydu Başkan Bush'tan beri muhafazakar-liberal bütün başkanların ABD'yi sürüklediği sonu gelmez savaşlara son verme vaadi, tek başına bir ideoloji, bir yönetim felsefesi sayılabilir miydi Bu savaşların doğrudan getirdiği bütçe yükü ve dolaylı sebep oldukları enflasyon, tedarik ve ulaşım güçlüğü ve de hükumetin esnek bir ulusal ve uluslararası stratejiye sahip olma yeteneğini kısıtlaması dikkate alınırsa, Trump'ın bu savaşlara kesinlikle son verme vaadi, ABD için yeni bir Roosevelt, yeni bir Kennedy-Johnson dönemi açabilir ve kendisine Amerikan Tarihi'nde çok istediği yeri de kazandırabilirdi.

Ne var ki Trump, ne ülkesinin ve ne de batı ittifakının çıkarı olmayan bir savaşla, sadece ülkesini değil, nerede ise tüm dünyayı, bir ekonomik kaosa sürükledi. "Büyük Amerika'yı yeniden kurma" (MAGA) hayali şöyle dursun, İsrail'i yöneten Siyonist kliğin adeta burnundan sürüklediği Trump, İran savaşı ile, ekonomik kaos bir tarafa, mevcut "Yenilmez Amerika" imajını yerle bir etti. İsrail genelkurmay başkanı gibi, ABD genelkurmayı da "Hava kuvvetlerimiz ve donanmamız tam bir hezimete uğradı" diye haykırmıyorsa, bunun sebebi, bu makama Trump'ın emekli olmuş evinde oturan bir generali getirip, terfi ettirip, bu makama atamış olmasındandır. Ama o bile, dünyanın en büyük uçak gemisi olan USS Gerald R. Ford'un sadece mutfak yangını sebebiyle geri çekildiği yalanına ortak olmamıştı. Trump, savunma bakanının bu yalanından bir hafta sonra, uçak gemisinin İran'ın 17 uçağı tarafından vurulduğunu itiraf etmek zorunda kaldı.