Trump İran'ı Rusların kucağına itti

Rusya Devlet Başkanı Putin, İran Dışişleri Bakanı'nı kapılarda karşılıyor; kendi bakanı Lavrov'un görüşmüş olmasına rağmen, kendisi de önce ikili, sonra heyetler arası görüşmeler yapıyor. İranlı Bakan Arakçi'nin Kremlin temasları boyunca, Rus televizyonu adeta canlı yayın yapıyor.

Bunların hepsinin diplomatik sözlükte yeri var; her birisaatler sürecek konferanslara konu olabilir ve gelecek ile ilgili anlamları irdelenir; çıkarsamalar yapılır. Ama esas soru şurada:

"Rusya, Hürmüz ablukası sırasında İran için ekonomik bir can simidi görevi görebilir mi"

Bu saatler sürecek konferanslarda konuşacak yetkinlikteki analistler, Moskova'nın zor zamanlarda bir 'can simidi' sunabileceğini söylüyorlar. Ancak ortada mevcut lojistik sorunlar ve yeni ticaret yolları kurmanın ağır maliyetlerini karşılayacak imkân ne Rusya'da ve hatta ne de Çin'de var; dolayısıyla, Putin'in jestleri uzun vadede pek bir teşvik sağlayacağı anlamına gelmiyor.

Diyorlar! Diyorlar ama uluslar arasındaki ilişkiler, günümüzde baştan sona rasyonel, baştan sona rantabl dengeler üzerinde durmuyor. İran-İsrail denkleminde, bu denklemi bir anda 150 minik kız öğrencinin ölümüne, rejim değiştirme amacıyla hava savaşına çeviren bir Amerika yok muydu Bu savaşın sonuçlarına ilişkin üniversite birinci sınıftaki diplomatik tarih öğrencilerinin bile aklına ilk gelecek olan "İran Hürmüz'ü kapatır; ABD gibi petrol zengini ülkeler dahil tüm dünya ekonomik krize itilir" cevabı, CIA'siyle, Savaş Bakanlığı ile, Pentagon'uyla, Altıncı Filosuyla aklına getiremeyen Amerika İran'ın kapattığı ve girişine bilet kestiği bir gişe kurduğu Hürmüz Boğazını açmak için bir kilit de kendisini vuran Amerika

Trump, düzmece mi, yoksa ülkede giderek yayılan çılgınlık salgınının sonucu mudur belli olmayan (ve olmayacak olan) bir buçuk yılda üçüncü suikast girişimiyle uğraşırken; eşini konu alan komedi programlarına, kendisine beğenmediği sorular soran gazetecilere ağız dolusu hakaretler ederken, İran işini tamamen unutmuş görünüyor. Hürmüz'den 2025'te ortalama günde 20 milyon varil petrol geçiyordu. Bu, dünya ihtiyacının dörtte birini karşılıyordu. Şimdi, mollalara varil başına bir dolar geçiş ücreti verenlerle, Amerika'nın "dostu" olan ülkelerin bir iki tankeri dışında, dünya petrol tüketimine Körfez ülkelerinin katkısı kesildiği için, arz-talep yasaları enflasyon canavarını bütün milletlerin başına bela etti.

Ama, İran, "koca Amerika ile çocukların oyun hamuruyla oynadığı gibi, oynuyor. İran'ın savaşı sona erdirmek için 3 aşamalı bir öneri sundu. İran, ilk adım olarak savaşın sona erdirilmesi ve yeniden başlamayacağına dair anlamlı bir güvence verilmesini. İkinci adım, Hürmüz Boğazı'nın kontrolünün bundan sonra kimde olacağı konusunda bir anlaşmaya varılmasını öngörüyor. Bunun, Umman'ın da yardımıyla İran'da olacağı artık çok belli. Bu, ABD ve İsrail için bir yenilgidir. Üçüncü adım ise nükleer mesele üzerinde "ilerde" müzakereler yapılmasına ilişkin. ABD ve İsrail'in nükleer meselesi, güya tüm bu kargaşanın ana sebebiydi! Yani mollalar nükleer zenginleştirme imkanından vazgeçmeyeceklerini açıkça belirtmiş oldular.