Şu atom meselesi

Çok ama çok haklı bir soru: "Halen yeryüzünde 10 ülke nükleer silahlara sahipken, Amerika neden diğer ülkelerin nükleer silah edinmesine bu kadar karşı çıkıyor"

Bir Web sitesinde açılan ankette yer alan bu soruya on bine yakın cevap gelmiş! (Anlaşılan milletin işi gücü yok!) En çok beğeni alan cevap: "Çünkü Amerika bu 10 ülkeye karşı bir plana sahip; karşısında ne yapacağını bilmediği yeni bir rakip istemiyor!" (Kitleler bazen doğruyu bilebiliyor galiba!)

Temmuz 1945'te ABD ilk nükleer denemeyi gerçekleştirdi ve bir ay sonra savaşta nükleer silah kullanan ilk ve tek ülke oldu. Rusya, 5 bin 459 savaş başlığıyla en fazla onaylanmış nükleer silaha sahip ülke. Amerika, 5 bin 277 nükleer silahla ikinci sırada yer alıyor; bu silahların konuşlandırıldığı ülkeler Türkiye, İtalya, Belçika, Almanya ve Hollanda.

(Diğer nükleer ülkeler ve ellerindeki atom/hidrojen bombaları şöyle sıralanıyor: Çin 600, Fransa 290, İngiltere 225, Hindistan 180 , Pakistan 170, İsrail 90, Kuzey Kore 50.)

Kendisine Neoconların fikri hamisi dendiği zaman kızan ama aynı zamanda NeoConların dünyaya şekil verme gücü azaldığı için karalar bağlayan Heritage Vakfı, New York Times'ın, Trump'ın istediği zaman tek taraflı olarak nükleer saldırı emri verebilir olmasını kınamasını vatan hainliği sayıyor; onlara göre gazete atom ve hidrojen bombalarının neden gerekli olduğunu anlamıyor.

Bu satırların yazarı, nükleer silahların neden gerekli olduğunu anladığını sanıyor. Bana göre, nükleer silahlar, kullanılmak için değil, karşı tarafın kullanmasını önlemek için varlar; yani nükleer silahlanmanın esası caydırıcılıktır. Askeri strateji eğitimim yok; ama uluslararası ilişkiler eğitimi çerçevesinde çağdaş savaş kuramları ve en önemlisi Just War (Haklı/Adil Savaş) meselesine kafa yormuş, uluslararası toplantılarda söylenenleri dinlemiş birisiyim.

Adil savaş teorisi (Bellum iustum), bir savaşın ahlaki olarak haklı çıkarılmasını sağlamayı amaçlayan, askeri etik alanında bir doktrindir. Bir savaşın adil sayılması için bir ç ok kriterlerin karşılanması gerekir. Büyük komutanlar, din alimleri, Etikçiler ve siyasetçiler bu kavramı ikiye ayırırlar: jus ad bellum (savaşa girme hakkı) ve jus in bello (savaşta doğru davranış).

Medeniyetler Çatışması kuramı dolayısıyla çoğunun kınadığı ama bence çatışma çıkartmayı değil önlemeyi savunan (Adil Savaş kuramı derslerine katıldığım) Prof. Samuel Huntington, bu kriterlere bir üçüncüsünü ekledi: savaş-sonrası durumun adaletli olması. Huntington nükleer savaşın sonucu itibariyle asla adil olamayacağını, bu sebeple nükleer savaşın hiç açılmaması gerektiğini savunmuştu: Bir blok (NATO mesela) bir diğer blokla çatışacaksa, karşı tarafın nükleer gücünü, bu gücün yenilenebilirlik süresini hesaba katmalıdır. Karşınızdaki güç nükleer imkanlara sahip ise, ona karşı klasik, geleneksel, yani nükleer olmayan yöntemlere başvurmalıdır