Soykırımının ardından denizin rengi değişiyor

TRT'nin yenilerde verdiği bir haberi hatırlıyorum: Sinop'un Türkeli ilçesinde sağanağın ardından denizin rengi değişti. Debisi yükselen dereler, o kadar çok toprak, balçık ve odun parçaları taşımış ki, Karadeniz'in rengi kahverengiye dönüşmüş. Bana bu haberi hatırlatan ise, Amerikan medyasında geçen hafta boyunca adeta ortak bir başlık oldu:

"Netanyahu'nun ABD ziyareti ülkedeki "sea change" halini ortaya koydu!"

"Sea change" İngilizce bir deyim; "büyük değişim, büyük dönüşüm, ani ve köklü değişim" anlamına kullanılıyor Bundan sadece bir yıl önce, Amerika'nın en az Siyonist gazeteleri ve dergileri bile, "Filistinli" kelimesini yazdıktan sonra, adeta otomatik olarak, "terörist" kelimesini de yazarlardı; sağıyla soluyla tüm ABD medyası, entelektüel kesimi ve ister İsrail Lobisi'nden para alıyor olsun-olmasın hemen tüm Kongre için geçerliydi. Şimdi o Siyonist mavisi deniz, "ani değişim" ile Akdeniz yeşiline döndü.

Ne oldu da, bu denizin rengi neden değişti Hangi derelerin debisi değişti, hangi sağanaklar yağdı Bu değişim öyle büyük oldu ki, önüne Beyaz Saray'da türlü türlü yemekler servis edilen, ziyareti baştan sonra ikişer üçer kamera ekibi tarafından takip edilen İsrail başbakanı Netanyahu, Trump'ın yanına adeta gizlice girdi; sadece Beyaz Saray'ın fotoğrafçısı, bir-iki kare resim alabildi.

Buraya neden geldik ve bu deniz değişimi devam eder mi İşin sadece simgesel yansımasına bakmayalım; ABD'nin 75 yıldır, toplamını kimsenin kesinlikle bilmediği (Dış İlişkiler Konseyi'nin tahmini 300 milyar dolar!) ekonomik ve askeri yardımların iki üç yıl sonra 5 siyasetçinin önergesine 20 siyasetçinin verdiği kabul oyu ile "hibe" faslına alındığını hatırlayalım. 1821'den beri gerçekten büyük medya gruplarının tahakkümüne girmemiş İngiliz Guardian gazetesinin yorumu ile, "Bunlar, İsrail ile ABD'yi sonsuza dek bağlayacak gibi görünen bağlardı." Ama öyle olmuyor galiba.

Katil, soykırımcı, sömürgeci İsrail ordusu ve silahlı yerleşimci maskesi altında, etnik temizlik yapan Siyonist milislere karşı haklı bir tepkiden oluşan ve uluslararası savaş kurallarına tamamen riayet edilerek gerçekleştirilen 7 Ekim Hamas baskınından sonra yazılanlar ile Trump ve diğer parti liderlerinin demeçleriyle, bugünkü yazıları ve küçük kasabalarda hızla devam eden önseçim toplantılarındaki konuşmaları karşılaştırdığımız zaman ortaya çıkan tablo gerçekten inanılmaz görünüyor.

Özellikle her iki partide listelerde seçilebilecek yerleri kazanan ve İsrail lobisinden para almamış olan adaylar, bu değişimi ilk kez oy verecek genç Amerikalıların İsrail Lobisi'nin etkisinde kalmamış olmalarıyla açıklıyorlar. Chicago Üniversitesi Profesörü John Mearsheimer ile Harvard Üniversitesi Profesörü Stephen Walt'ın 2007'de yayınladığı "İsrail Lobisi ve ABD Dış Politikası" kitabına bu yıl Eli Clifton ve Ian Lustick'ın "İsrail'in Lobisi: Amerika Yabancı Bir Gücün Pençesinde" başlıklı bir kitap daha eklendi. Prof. Mearsheimer, bu yeni kitapla ilgili yorumunda, yazarların İsrail'i "Amerika'yı pençesinin altına alabilecek bir güç" olarak değerlendirmelerinin kendi kitaplarından bu yana geçen 20 yılda en önemli faktörün, Amerikalı gençler olduğunu söylüyor: