Kendisini bilmeyenler, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in, Karabağ anlaşmasının ardından ulusa sesleniş konuşmasındaki (gazetelere de Azeri aksanıyla geçen) "Cebrayıl'a yol çekiirdin; Raks ediirdin. N'oldu Paşinyan" sözlerinden tanıdı Ermenistan başbakanı Nikol Paşinyan'ı. Geçen yıl 20 Haziran'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın daveti ile Türkiye'ye gelen ilk Ermenistan başbakanı olan Paşinyan, bundan sonraki adımının, Azerbaycan'ı ziyaret etmek olacağını açıkladı.
"Artık Azerbaycan ile barış içindeyiz!" diyen Paşinyan, iki ülke arasındaki ticaret yollarının açılacağını söyledi. Ermenistan ile Türkiye arasındaki yoldaki tarihi Ani Köprüsü de onarılıyor; 1993'ten beri kapalı durumdaki Alican sınır kapısı da yakında açılıyor.
Tüm bunlar, Türkiye ile Ermenistan arasındaki temaslar başta olmak üzere, Güney Kafkasya'daki barış ve diyalog sürecini hızlandıran gelişmeler. Elbette bu genel tablo çok olumlu, çok umut verici. Ne var ki, Ermeniler de bütün Anadolu halkları gibi, tez canlı olmalılar ki, Paşinyan, sanki dereyi görmeden paçaları sıvadı!
Paşinyan'ı bıraksanız Ermenistan, yarın AB'ye, ertesi gün de NATO'ya girecek. Şu anda Ukrayna'da resmi rakamla 7 binden fazla genç askerin evine düşen felaketin asıl sebebi olan NATO'nun eski Sovyetler Birliği müttefiki bütün ülkeleri içine alan genişleme projesidir. Bu proje çerçevesinde kurulan Barış İçin Ortaklık (PfP) programına Ermenistan da üye. Ne var ki bu ülkelerden sadece Ukrayna, Sovyetlerin yerini almış olan Rusya Federasyonunun uyarılarına aldırış etmedi ve Moskova'ya 700 kilometre mesafeye Amerikan nükleer silahlarının yığılmasına yol açacak adımları atmaya başladı.
Paşinyan, görünen o ki, Dağlık Karabağ'daki barış, iki büyük komşusu ile sınırların açılması ve Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi'nin Erivan'da yapılmasının verdiği gazla, Ukrayna'nın yoluna ve belki de akıbetine sürüklenmekte sakınca görmüyor.
Zelenskiy de anlamadı; Paşinyan da anlamıyor gibi: Rusya bir nükleer güçtür, sınırlarında başka bir nükleer gücün, özellikle NATO'nun (şimdilik) patronu ABD'nin üs ve nükleer silah yığmasını "varoluşsal tehdit" sayar. Rusya lideri Putin'in gençlik iksirlerine harcadığı paraya odaklanıp, onun ve dışişleri bakanı Lavrov'un dikkatle tekrar ettikleri bu terimi anlamamanın veya anlamazlıktan gelmenin sonuçlarını, Ukraynalı 7 bin ana-babaya sormak gerekir.
Uyuşturucu maddelere karşı gençleri bilinçlendirmeye yönelik bir Anglo-Sakson tanıtım videosu hatırlıyorum: Arkadaşının ikram ettiği zehri reddeden genç, arkadaşının ısrarı üzerine "No kelimesinin hangi hecesini anlamıyorsun" diye soruyordu. Putin'in Ukrayna'daki mezalimini anlamayı ima etmiyorum; ama "varoluşsal tehdit" teriminin anlaşılmayacak bir bölümü de yok. En açık ve kaba ifadesiyle ""varoluşsal tehdit" şu anlama gelir: "Sen şunu yaparsan ben bunu beni ortadan kaldırmak istediğin şeklinde anlarım; ve sen beni yok etmeden, ben seni yok ederim!"

10