ABD seçimleriyle ilgili bir yasa niteliğinde genelleme varsa, o da şudur: Halk bir şeylerden rahatsız ise, oy verir; değilse zahmet edip sandık başına gitmez. Dün yapılan ABD yarı-dönem seçimleriyle ilgili anketlere bakılırsa oy verme oranı çok yüksek olmuş olmalı ki Demokratlar Kongre'nin iki kanadında da kontrolü kazandı.
Bu yasa İsrail için de doğru çünkü orada da Netanyahu'nun kaybettiği, hala yeni bir koalisyonun kurulamadığı 27 Ekim seçimlerine katılma oranı ilk kez yüzde 78 oldu. Ki bu sayede mecliste Netanyahu grubu 53 sandalyede kalarak hükumete devam imkanını kaybetti; (onlardan bir farkı olmamakla birlikte) muhalefet grubu 48 üyelik kazandı; Arap Partileri ise 19 üyelik alarak anahtar konumuna yükseldiler.
ABD'de seçim öncesi anketler, Trump'ın dümensiz gemisinden bıkan seçmenlerin oy sandıklarına koşacaklarını ve Demokrat Parti adaylarına oy vereceklerini gösteriyordu. Bunun, sadece Trump için değil, Cumhuriyetçi Parti ve hatta tüm muhafazakar-sağ için bir felaket olacağını tahmin etmek zor olmayacağı için, iki yıl önce Trump'a oy vermiş olan seçmenler de kolları sıvayarak, oy vermeye gittiler. Trump'ın başkanlık seçiminde yüzde 49,8 oranında oy aldığını, bu seçmenlerin, Demokrat Parti'nin Kongre'nin iki kanadını da kazanmasının ülkeyi sol bir sosyal demokrat ekonomiye iteceği ihtimalinden hoşlanmayacak bir kesim olduğunu hatırlarsak, ortaya şu andaki "dengeli tablo" çıktı. Trump'ın "bitmesi" o kadar da kolay olmayacak.
ABD Anayasası uyarınca, bir başkanı görevden alma (impeachment-azletme) yetkisi Kongre'ye aittir; Temsilciler Meclisi, azil kararını basit çoğunlukla kabul ederek başkanı resmen suçlar; ancak bu suçlamanın davası Senato'da görülür ve senatörlerin üçte ikisinin azil oyu vermesi gerekir.
Anketler, dün bütün üyeleri için seçim yapılan Temsilciler Meclisi'ni Demokratların kazanacağını gösteriyordu. Fakat Senato için aynı kesinlik söz konusu değil. Demokratlar Senato'da da iki-üç sandalye ile çoğunluğu elde ettiler ama sonunda kabul edilmesi için üçte iki çoğunluk gereken bir azil davasını başlatmazlar. Böyle bir girişim, zaten her türlü dengeyi yitirmiş olan Trump'ı öyle bir ruh durumuna, duygu-düşünce havasına sokar ki, önümüzdeki iki yıl içinde ABD hiçbir demokratın istemeyeceği bir iç savaş haline girer.
Ruh hali deyince... Bir gün önce, İsrail'e askeri yardımı yıl sonunda keseceğini (!) söyleyen Trump, dün seçimlerde Kongre'de çoğunluk desteğini kaybederse ne yapacağını soran muhabire, "ABD'de insanlar benden sıkılırsa İsrail'e gidip başbakan olurum!" diyerek karşılık veriyordu. Böyle bir başkanın iki yıl daha, üstelik Kongre'nin nihai denetiminden kurtulması imkanı varken, işbaşında kalması Amerika'nın sadece uluslararası ilişkilerine zarar vermekle kalmaz, iç dengelerinde de tamiri güç hasarlara yol açabilir. Anayasa, "Ulusal Acil Durum" yetkileri başlığıyla başkanlara Kongre'yi aşmak için kullanabilecekleri bir dizi yetki veriyor.

11