Milyonlarca İranlı ve bölge halkının ölmesi umurlarında değil!

Trump İran'ı Hürmüz Boğazı'nı açmaya zorlarken, nükleer tesislere saldırı tehdidiyle bölgenin tamamını radyasyon tehlikesine atacak adımlar atıyor—ama bunun kim tarafından sorgulanacağı belli mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Trump ve Netanyahu'nun İran'a karşı açtıkları savaşın ardındaki stratejik hesaplamaların temelsiz olduğunu, Hürmüz Boğazı'nın kapanması riskini ve nükleer tesislere saldırıların bölgesel felaket doğurabileceğini savunuyor. Bu iddiayı, İran'ın savaş tarihinde bu araçları önceden kullandığını ve Netanyahu'nun Trump'ı savaşa çekmek için kamu yönetimi deneyimi olmayan kişileri kullandığını göstererek ileri sürüyor. Ancak yazarın bu analizinde bölgesel dengelerin Trump'ın konumlandırması kadar karmaşık olması ve İran'ın tehditlerinin blöf mü gerçek mi olduğu sorusu yanıtsız kalmıyor?

Bugün Hürmüz Boğazı açılmazsa İran'a "gökten cehennem yağacak" imiş. Trump'ın, Netanyahu'nun kuyruğuna takılıp İran'a savaşı yeniden başlattığı sırada tahmin etmesi gereken ilk şey, İran'ın elindeki tek koz olan Hürmüz'ü kapatarak dünya enerji tedarikinin yüzde 20'sine engel olacağı idi.

Trump da İsrail'in—dolandırıcılık ve rüşvetçilikten—hapse girmemek için mahkemeye gitmemeye, bunun için de ülkesini (ve Amerika'yı) sürekli savaş halinde tutmaya kararlı başbakanı Netanyahu da bunu çok iyi biliyorlardı. Netanyahu, Trump'ı savaşa katılmaya ikna edebilmek için "Rejim liderlerini öldürünce İran halkı ayaklanacak" dese de bilmek gerekirdi ki, Tahran'a atılacak ilk bombanın misillemesi, Hürmüz'den geçmeye çalışacak tankerlere yapılacaktı. Trump, televizyonlara çıkıp İran halkına "Gelin rejimi değiştirin!" çağrısı yaptığı sırada, bütün dünya medyası, "İran, Hürmüz'den geçecek gemileri uyardı!" haberini veriyordu.

Trump ve kendisi gibi kamu yönetimi ve uluslararası ilişkiler deneyimi olmayan güvenlik, savunma ve diplomasi kurumlarındaki elemanları, azıcık tarih bilincine sahip olsalardı, İran'ın, Irak ile savaşında, İsrail'in Gazze veya Güney Lübnan işgallerinde dahi, en azından Batı'nın dikkatini çekmek, desteğini sağlamak için, Hürmüz'ü kapattığını bilirlerdi. İsrail bunu elbette biliyordu; ama Netanyahu, Trump'ı bu amaçsız savaşa çekmekte o kadar kararlıydı ki, ABD'yi uyarması beklenemezdi.

Hürmüz Boğazı'nı kapatmak, İran'da İslam Devrimi denen rejimin Hamaney ile, mollalarla, bütün bakanlarla işbaşında olmasını da gerektirmiyordu: Boğaz'a bakan 40 kilometrelik sahilinde İran bir adet 5 inçlik obüs ve başında üç askerle bu işi kolayca yapabilirdi. Ama Trump, nedendir bilinmez, bu savaşa adeta balıklama atladı; hem ülkesini hem de İran'ın nükleer saldırısından korumak istediği Avrupa ve Asya müttefiklerini enerjiden lojistiğe, finansmana, ekonomik sarsıntıların ortasına atıverdi.

Trump şimdi dünyanın başına açtığı bu Hürmüz meselesini halledebilmek amacıyla İran'a -süresi devamlı değişen- mühletler veriyor; son olarak da bu akşama kadar Hürmüz açılmazsa, İran'ın başına "cehennemin yağacağı" tehdidinde bulundu. İngilizceden doğrudan çeviri olmakla birlikte bu ifadeden İran'a bir aydır olduğundan daha fazla hava saldırısı olacağı anlaşılıyor.

Bu saldırıların nerelere olacağını tahmin etmek de zor değil; çünkü Netanyahu, pazartesiyi bile bekleyemedi ve İran'ın BM denetiminde yapılan nükleer enerji tesisleri ile sivil altyapısına yönelik saldırılara başladı. Bu nükleer enerji tesislerinde, Rus mühendisleri ve BM uzmanlarının nezaretinde (ki yakın zamana kadar Amerikalı uzmanlar da bu ekipteydi) radyoaktif madde üretiliyor. Uranyumun rafine edilmesi demek, yayılması çok tehlikeli olan radyoaktif maddenin sızıntıya sebep olmadan depolanması demek. Ukrayna'daki Çernobil tesislerinde 1986'daki kazayı, yüzlerce işçinin oracıkta, binlerce kişinin de dağılan radyasyonla öldüğünü, rüzgârla yayılan bulutların, Karadeniz kıyısındaki illerimizde ölümlere ve hastalıklara sebep olduğunu, yıllarca çay üretimi yapılamadığını hatırlıyor olmalısınız.