Uzun yıllar ABD'de çeşitli çevrelerde bulunduktan sonra güvenle söyleyebilirim ki, ABD'nin şu andaki hükümetinin başkanı ve üyeleri, asla Amerikan halkını, onların zekâ ve etik düzeyini temsil etmiyorlar. Elbette 342 milyon 926 bin 547 kişinin yaşadığı bir ülkede akıllısı da olacak; akılsızı da; ahlaklısı da olacak, ahlaksızı da. Ama dikkatinize sunmak istediğim nokta, başkan ve bakanları, müsteşarları, daire başkanları ile tüm Trump Yönetimi'nin bu denli normlardan, ortalamalardan, genellemelerden uzak bir azınlık olması gerçeğidir.
Nobel Barış Ödülü, dinamitin mucidi Alfred Nobel'in günahlarını en azından insanlara affettirebilmek için bütün servetini bağışlayarak kurduğu bir sistem; Norveç Parlamentosu'nun partilerin temsil oranına göre seçtiği beş kişilik bir komite tarafından veriliyor. Komitenin 131 yıllık tarihine bakılırsa, ödül kazananlar Norveç'in siyasal ilişkilerinden tamamen bağımsız bir şekilde seçiliyorlar. Bugüne kadar ödüle layık görülen 144 kişi arasında, küresel çapta tanınan sivil haklar ve insani yardım liderleri, tarihi önemde devlet adamları, insan hakları ve demokrasi aktivistleri ile 28 uluslararası örgüt var. 1990'da Mihail Gorbaçov Soğuk Savaş'ı sona erdiren barış sürecindeki öncü rolü nedeniyle, ABD başkanları Theodore Roosevelt 1906'da Rus-Japon Savaşı'nı sona erdiren barış antlaşmasını sağlaması nedeniyle, Woodrow Wilson 1919'da BM'nin kurulmasındaki rolü nedeniyle ve Barack Obama 2009'da nükleer silahların yayılmasını önlemeyi teşvik çabası sebebiyle takdir edildiler. (1938-43 savaş yıllarında ödül verilmedi.)
Ama "8 savaşa son verdim!" diyen ama bir tek savaşa son vermediği gibi son iki yıldır İsrail'in kuklası rolüyle İran'a hiçbir sebep yokken savaş açan ve açık olan Hürmüz'ün kapanmasına sebep olarak mesela bizde mazotun litresini 100 TL'ye fırlatan Donald Trump bu ödülü almadı; görünen o ki hiç alamayacak.
Ne var ki, Trump'ın bu izah edilemez ve bence kendi yönetimindeki 100-200 kişi hariç 350 milyon Amerikalı tarafından paylaşılmayan Nobel Barış Ödülü merakı o kadar ileri gitti ki, Nobel dendiği zaman dudaklar bükülüyor, yüzlere bir alaycı tebessüm geliyor; tüm Amerika bu alayın, hafife alınmanın, küçümsemenin konusu oluyor.
Bu yıl ödüle layık görülen BM insan hakları eski başkanı ve Uluslararası Adalet Divanı yargıcı Güney Afrikalı hukukçu Navanethem (Navi) Pillay, ödülle ilgili açıklama yapılırken kürsüde, alkışları bir süre takip etti; sonra "Biraz daha alkışlarsanız, bu ödülü Trump'la paylaşabilirim" dedi. Tabii salondakiler kahkahadan kırıldı!
Ocak ayında Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store'ye akıl almaz bir mektup yazan Trump, "Nobel Ödülü'nden mahrum bırakıldığı için artık barışı düşünme yükümlülüğü hissetmediğini" bildirmişti. Karşımızda ABD başkanı değil, sanki okul birincisi seçilmediği için artık kendisini ders çalışmakla yükümlü saymayan bir ilkokul öğrencisi var. Nitekim Trump bu mektubu yolladıktan sonra İran savaşı başlattı.

16