Küresel barış bir "mit" mi

"Mit," kökeni "mitoloji" olan, bir kültürün nerede nasıl başladığını, geleneklerini veya doğa olaylarını açıklayan, tanrıları, kahramanları veya doğaüstü olayları içeren geleneksel bir öyküyü ama genellikle yanlış bir inancı ifade eder.

Birleşmiş Milletler, 1945 yılında, kağıt üstünde, "uluslararası barış ve güvenliği korumak, İkinci Dünya Savaşı gibi bir başka felaket niteliğindeki küresel çatışmayı önlemek için uluslararası işbirliğini teşvik etmek amacıyla" kuruldu. Ama tam tersine, ortaya çıkan BM ve onun "kolektif güvenliğin oluşturma" çerçevesi, aynen mitoloji gibi, "tanrıları, kahramanları ve onların olağanüstü yetkilerini" barışın temeli sayan yaygın olarak benimsenmesine rağmen yanlış bir inancı temsil ediyor.

Fakat bu inanç o kadar yerleşmiş ki, Türkiye'de uluslararası siyasette batının dört, Orta Doğu'nun dört orta saha oyuncusu bir araya geliyor, küresel barış balonuna batmak üzere olan iki önemli dikene çözüm arıyorlar; ama bu çaba uluslararası medyada tek satırla yer almıyor!

"Uluslararası medya" derken, bildiğiniz belli başlı gazeteleri, Le Monde'dan Washington Post'a, London Times'dan Asahi Shimbun'a, bırakın makalelerle desteklenmiş bir manşeti, (Benim görebildiğim) bir tek sütun habere bile konu olamıyor. Olamıyor, çünkü, mevcut BM çerçevesi dışında ve yerleşmiş olan önyargıya ters bir gelişme: Türkiye kim oluyor ki, küresel barışı korumayı kendisine görev ediniyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan, önce Kanada Başbakanı Mark Carney'i, ertesi gün sekiz bakanı kabulünden önce Cumhurbaşkanlığı İletişim Dairesi'nin düzenlediği 9'uncu Arabuluculuk Konferansı'na gönderdiği mesajda, işte bu soruya cevap veriyordu:

"190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin keyfine bağlı olduğu bir yapı ne adildir ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir. Türkiye olarak, güvensizlik üzerine bina edilen bir uluslararası siyaset anlayışını kabul etmiyoruz. En çetin ihtilaflarda dahi diplomasi için mutlaka bir kapı olduğuna inanıyoruz."

Bu sözlerdeki meydan okumayı tam anlamıyla idrak edebilenler, Karadeniz'de ve Hürmüz'de Rusya'nın veya Ukrayna'ya yardım eden Avrupalıların, Amerika'nın veya İsrail'in gerçek bir barış özlemi içinde olmadığını görebilenlerdir.

2019'dan beri Avrupa Komisyonu Başkanı olarak görev yapan Alman siyasetçi ve tıp doktoru Ursula von der Leyen'in bu grupta olmadığı çok açıktır. Kanada Başbakanının Türkiye ile üç anlaşma birden imzalamasını kınayan koyu Trumpçı avukat, iş adamı, deniz kuvvetlerinden emekli, on yıldan beri senatör Amerikalı Richard Scott da dünya barışını özleyenler arasında değildir. Bu iki siyasetçi, barış dendiği zaman, ya Batı Avrupa ya da Amerikan sopası altında ulusların sesinin çıkmadığı, çıkamadığı düzenleri arzu eden "eski kafa" anlayışların temsilcisidir. (Bu senatör bozuntusu, Kanada için "Rusya'dan sonra Türkiye ile ittifak yapıyor" diyor. Kendisine, Türkiye'nin ABD'nin de müttefiki olduğunu bir hatırlatan olsa...)