Bir konferans vesilesiyle iki hafta geçirdiğim ABD'de, Pazartesi ifade etmeye çalıştığım "İki Trump" gözleminin devamı olarak, 75 gün sonra yapılacak ve bir anlamda Trump'ın, hatta ABD'nin siyasal kaderini belirleyecek ara seçimlere ait iki tahmini sunmak istiyorum.
"Ara seçim" deniyor ama 3 Kasım Salı günü yapılacak seçimlerde, 100 üyeli Senato'nun 35 üyesi ve Temsilciler Meclisi'nin 435 üyesinin tamamı belirlenecek. Şu anda Trump'ı Epstein Seks Skandalı dosyasıyla ilgili iddialardan mahkeme önüne çıkmaktan koruyan ve onun açık şekilde yasamanın yetki alanına tecavüz eden uygulamalarına Kongre'nin seyirci kalmasını sağlayan Cumhuriyetçi çoğunluk, Temsilciler Meclisi'nde 7, Senato'da 2 üyeye dayanıyor.
"İki Trump" kuramını tekrarlarsak: Amerika'nın siyasetine hâkim olan, dünyaya yeniden şekil verme sevdasındaki NeoConlar ve Müdahaleci Muhafazakarların temeli İsrail yanlısı ve Amerika'nın çıkarlarını sadece İsrail bakış açısıyla tayin eden Siyonist tahakkümdür. Trump'ı buna baş kaldıran, adeta devrimci bir siyasetçi olarak gören bir kesim var. Bunların tam tersine, Trump'ı İsrail Lobisi'ne teslim olmuş, Amerika'yı İran karşısında hezimetle sonuçlanan siyasete sürükleyen kişi sayan kesim arasında derin bir kutuplaşma mevcut.
Bu kutuplaşma, Kasım'daki seçmen davranışına yansımayacak gibi görünüyor. Yani, Trump'ı Siyonizm'in kölesi olarak gören veya onu Siyonizm'e karşı direnen bir siyasetçi sayanlardan, Cumhuriyetçi adaylara da Demokrat adaylara da oy verecekler var. O kadar ki, siyasal eğilimlerden birini veya ötekini desteklemediği bilinen (tarafsızlığı garantili!) kurumların üzerinde anlaştıkları anket sonuçlarına (consensus forecast/üzerinde mutabakat olan tahmin) göre, Temsilciler Meclisi'nde Demokratlar 208, Cumhuriyetçiler 207 sandalyeyi garantiliyor, sadece 20 sandalye henüz belirsizliğini koruyor. Eğilim analizleri, bu 20 sandalyenin 13'ünün Demokratlara, 7'sinin Cumhuriyetçilere gidebileceğini gösteriyor, ki bu durumda önümüzdeki yasama yılında Trump, hayatında üçüncü kez yüce divana sevk edilen ilk başkan olabilir.
Olmayabilir de. Çünkü şu geçtiğimiz iki hafta içinde dahi, Amerikan siyasal yelpazesinde son 30 yılda benim hiç tanık olmadığım iki "deprem" yaşandı. Birinci sarsıntı, öldürülen Başkan Kennedy'nin İsrail'e (kimine göre de hayatına mal olan) "ayrıcalığı olmayan ülke" statüsü uygulamaya başladığı 1963'ten bu yana ilk kez, Amerikan halkının, kayıtsız-şartsız İsrail yanlısı tutumu büyük ölçüde terk ettiği görülüyor. Elbette "büyük ölçüde" nitelemesinin ölçüsü niteleyene göre değişir. Ama en ciddi yazarlar ve hatta Musevi siyasetçiler bile (örnek: Senatör Bernie Sanders) "Anti-Siyonizm Anti-Semitizm değildir" diye yazılar yazıp konuşmalar yaptıklarına göre bu değişim çok ciddi boyutlara varmış demektir.

21