İstanbul'da sonuç almanın sırrı

Arapların bir sözü vardır: "Ağzını büzüşünden 'Ömer' diyeceği belliydi!"

Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff'un yarın İstanbul'da, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yapacağı bildirilen görüşme öncesi, İsrail başbakanı Netanyahu ile görüşmek üzere İsrail'e koşması, ağzından çıkacakları tahmin etmemize yeter kanısındayım. Ama yine de İran'a yeniden bir Amerikan askeri saldırısı, bu arada İsrail'in, Suriye, Irak ve İran'da sivil halka, sanayie, tarıma yönelik vereceği zararlardan doğrudan-dolaylı etkilenecek bölge insanları olarak, umudumuzu yüksek tutuyoruz.

Umutlu olmak zorundayız; çünkü ABD'nin, daha doğrusu ABD'deki Hristiyan Siyonistler ve küreselciler sırf müstemlekeci, ırk-ayrımcı, yayılmacı Büyük İsrail hayaline hizmet için, İran halkını biraz daha sefalete sürüklemek, Suriye halkını kavuşmak üzere olduğu bütünleşik ülke hayalinden uzaklaştırmak ve Irak'taki Barzani çetesini, yeniden "Birleşik Kürdistan" sevdasına itmek istiyorlar. Başka bir işe yaramayacak olan bir yeni ABD-İran çatışmasından biz, bölge halkları zarar göreceğiz.

Trump, "Derin Amerika" dediğimiz yapıya karşı bir strateji güdüyor; ama bu karanlık yapı, onun her adımına, tabir yerinde ise, sürekli taş koyuyor. On İki Gün Savaşı denilen İsrail'in İran'a Haziran 2025'te yaptığı saldırıları ve Trump'ın İran'daki Fordo, Natanz ve İsfahan'daki çeşitli nükleer tesislere yönelik Gece Yarısı Çekiç Harekâtı'nı düzenlemek zorunda bırakıldığını hatırlayalım. Bu iki saldırı öncesi Trump, hem ABD içindeki karanlık yapılara, hem de Netanyahu'ya "İran'a saldırıya gerek yok; ben onları görüşmelerle yola getireceğim" şeklinde açıklamalar yapıyordu. Ama Netanyahu, Trump'ı hiçe saydı ve İran'a hiçbir pratik sonucu olmayan saldırıları başlattı.

Şimdi yine aynı senaryoyu izliyoruz. Trump, İran'ı önce insan hakları ihlallerine yönelik protestolara karşı şiddet kullanılmaması diye uyararak tehdit etti; sonra bir anda protestocular unutuldu ve baklalar ağızdan çıkartıldı. Trump değil ama "adı açıklanmayan bazı ABD yetkilileri," üç talepte bulundular: İran nükleer enerji amacıyla da olsa uranyum rafine etmeyecek; füzelerinin menzilini İsrail'i vuramayacak şekilde kısaltacak; Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi bölgedeki vekillerine destek vermekten vaz geçecek.

Trump'ın önceki "saldırı değil görüşme" söylemi sırasında, İran'ın becerikli mollaları, bu söylemin değerini anlamamış olacaklar ki, "İsrail'i haritadan silme" safsatalarını tekrara devam etmişlerdi. Bu kez, dünya görüşleri tarih öncesi Fars hurafeleri ile sınırlı mollaların değil, Güney Azerbaycanlı Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın ağırlıklı şekilde dümeni eline aldığı anlaşılıyor. İstanbul görüşmelerinin başarısı için ilk ve önemli şart, İran'ın İsrail'i—yani 10 milyon Museviyi, eviyle, işyeriyle, okuluyla, tarlasıyla, kışlasıyla—"haritadan silme" diye bir gayesi olmadığını ifade etmesidir.