İran'da kim kazanmalı

Bölge ülkelerinin liderlerine ve danışmanlarına kolaylıklar dilerim; çünkü ne olup bittiğini anlamak, anladıkları şeyi bir zemine oturtarak "Bunun sonunda de olur" sorusuna cevap aramak ve ona göre strateji ve taktikler geliştirmek imkânsız gibi.

İran'da gösteri yapan "İslami yönetimin baskıcı rejimine karşı" grupların videolarına bakıyorsunuz; dansöz kılığında yürüyüş yapan sakallı erkekleri görüyorsunuz. Elbette, kendisine İslamcı yaftasını yapıştıranların 47 yıldır zulmettiği her grubun ve örgütün her fırsatta daha fazla hak-hukuk istemesi normaldir. Ama, mollalar yeni bir baskıcı tavır almış veya mevcut antidemokratik yasaları daha sert uygulamaya başlamış değilken, adeta durduk yerde İran halkının yarısının mollalara karşı, diğer yarısının da mollalardan yana sokağa dökülmesi, bölgede olup biteni anlamlandırmayı sizce de güçleştirmiyor mu Bu olayların, ABD başkanı Trump'ın Venezuela, Grönland derken, "NATO'suz da olur!" seviyelerine tırmanan ego krizi ile uyumlu bir zamanlamaya sahip olmasını normal karşılamak mümkün müdür

Trump'ın (İngilizlerin deyimi ile) ağzının iki tarafından birden konuşması, önce İran'a gözdağı verirken, sonra rejime "Gelin görüşelim…" çağrısı yapması, ardından görüşmeleri tümüyle iptal etmesi, protestoculara devlet kurumlarını işgal etmeleri çağrısında bulunması hala ABD'nin yeriyle ilgili benim tam bir "anlamlandırma" yapmama engel oluyor. Bölge liderleri ve danışmanları açısından da durum halat çekme oyununa benziyor: bu oyunun bir tarafında, eski başkanlar baba-oğul Bush'ların Kuveyt ve Körfez savaşlarından bu yana hiç gücü eksilmeyen Siyonist+Neocon takımı, diğer tarafında ise zaman-zaman Netanyahu'nun dümen suyuna girmekle birlikte "sorunları görüşmeler yoluyla halletme becerisine" güveni ön planda olan Trump var.

Şu ana kadar, her protesto gösterisinde işledikleri fahiş hataları—henüz--işlemeyen, mesela gösterilerin lider kadrosundan birkaç kişiyi ne zaman-nereden alındığı belli olmayan idam kararları ile öldürme yoluna sapmayan rejim, itidalini korumuş görünüyor. Muhtemeldir ki, bu, Mesud Pezeşkiyan'ın cumhurbaşkanı olarak molla kadrosunun yanında ağırlığını koymasının, belki de dizginleri ele almış olmasının sonucudur. Ayrıca dikkat edilmesi gereken durum, demokrasi yanlısı göstericilere karşı rejimi destekleyenlerin yanında (nüfusta oranları Farslardan çok olan) Güney Azerbaycan Türkleri ve Horasan Kürtlerin katılmamasıdır. Bu durum mollalara yolun sonuna geldiklerini gösteriyor olmalı.

2026 yılında bölgedeki başlıca gerilim kaynağının İsrail-Filistin ilişkisi olmaya devam edeceğini öngören bölgesel liderler ve uzmanlar, şimdi bir bakıma çok da beklemedikleri yeni bir denklemle karşı karşıya bulunuyorlar. Bölgeler uzmanların tahminlerine ve liderlerin demeçlerine bakarsak, istikrarsızlığın Netanyahu'nun hiçe saydığı ateşkesin sona ermesi ile artacağı, bu kez çatışmaların sadece Gazze ile sınırlı kalmayacağı, İsrail ile Arap komşuları arasında aynı anda birçok cephede çatışmalar olabileceği ihtimalleri değerlendiriliyordu. Şimdi ABD'nin nasıl ve kimleri, hangi ülkeleri, hangi halkları içine alacağı belli olmayan bir İran Savaşı'nı başlatması, bütün bu hesapları altüst edecektir. Uzmanların değil ama bölge liderlerinin ve danışmanlarının beklentilerinin böyle kökten değişmesi sadece İsrail ve komşularını değil, çok daha geniş bir alanı çok daha uzun sürecek bir belirsizliğe itecektir.