Siyonizm Türkiye-Irak-Suriye üçgeninde bir tampon Kürdistan oluşturamayınca (acaba neden) B Planı olarak İsrail'in "genişleme" rüyalarına zemin hazırlamak için 22 Haziran 2025'te 12 Gün Savaşı diye adlandırılan ABD saldırısını başlattı. Bu tarihten sonra, Siyonizm'in onaylanması anlamına gelebileceği endişesiyle, İran rejiminin hataları, hatta suçlarıyla ilgili olumsuz kanaat ifadesinden kaçınmıştım. Ama görünen o ki İran'da işler iyice sarpa sardı.
Geçen 22 Haziran, ABD'nin İsrail'i destek için ilk harekatı değildi; 1980'deki başarısız darbe girişiminden sonra, ABD, İran ile savaşında Irak'ı desteklemek amacıyla, İran'ın donanma tesislerine, petrol platformlarına saldırmış, 2020'de İranlı general Kasım Süleymani'yi İHA saldırısıyla öldürmüştü.
28 Şubat'ta İsrail ve ABD, 12 Gün Savaşı'nda yarım kalan "İran'ın nükleer yeteneğine nihai son verme" işine yeniden başladılar. 12 Gün Savaşı, İsrail'in soykırımı sanığı başbakanı Netanyahu'nun iddia ettiği İran'ın nükleer bomba imal yeteneğini yok etmek için yapılmıştı. Operasyonun sonunda Trump "O tesislerden iz kalmadı!" demiş, ama Netanyahu'yu ikna edememişti.
Sonunda, Amerika, adeta İsrail tarafından burnundan çekilerek 28 Şubat'ta yeniden savaşa sokuldu. İran halkının, dünyanın en güçlü askeri kuvveti Amerika ile, savaşta insanlık suçu işlemekte hiç beis görmeyen cinayet makinası İsrail ordusunun ortak saldırısına karşı kahramanca direnmesi; mollaların Trump'ı, Pentagon'u ve Dışişleri ile koca Amerika'nın hesap edemediği şeyi yaparak, Hürmüz Boğazı'ndaki tanker trafiğini durdurup, adeta tüm dünyayı yanlarına çekerek, ABD'yi nihai anlaşmayla 60 günlük ateşkese mecbur bıraktı.
İki taraf da bunun ateşkes değil 60 günlük müzakere süresi olduğunu söylediler ve haklı çıktılar: bir taraftan, önce Pakistan, sonra Umman ve yeniden Pakistan arabuluculuğu ile ilan edilen 14 maddelik mutabakat metni üzerinde görüşmeler yapılacakken, ABD, ateşkesi ihlal ettiği iddiası ile İran'ın Hürmüz'deki mevzilerini vurmaya, İran da misilleme iddiasıyla (vuramasa bile) ABD hedeflerine roketler atmaya başladı.
İran'dan gelen, "resmi olmayan grupların kendi başlarına hareketi" açıklamaları ortada bir gariplik olduğunu gösteriyor. İran'da tek-vücut bir "İslami rejim" olmadığı, "mollalar" deyip geçtiğimiz ruhani lider-cumhurbaşkanı-hükumet üçgeni dışında bir "İran İslam Devrim Muhafızları Gücü (ülke içinde Sipah veya Pasdaran denilen) yapının bulunduğu; bunların ABD ile müzakerelere karşı oldukları ve bu süreci sabote etmek için çaba gösterdikleri biliniyor. Babası ABD saldırısının ilk günü öldürülen Ayetullah Ali Hamaney'in yerine geçen (ve ne kadar işlerin başında olduğu hala belli olmayan) Mücteba Hamaney ile Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın, sağlam ve işleyen bir kamu düzeni devralmadıkları biliniyor. Nitekim Cenevre'de ABD heyeti ile son görüşmelere, dışişleri bakanının yanı sıra ülkedeki farklı tarafların üzerinde uzlaştıkları Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf katılmıştı.

3