Şu "İki ayrı Donald Trump var!" ifadesini, ilk kez 2016'da, kendi başkan aday-adaylığı iddiasından vazgeçerek, Trump'ı desteklediğini açıklayan Ben Carson'ın konuşmasında duymuştum. Uzun yıllar ABD sağlık kurumları yönetiminde bulunmuş Dr. Carson, "İki Trump var; birisi korkunç zeki, ekonomi ve siyasette deha derecesinde bilgili bir aydın, diğeri ise karşısındaki kitlenin nabzına göre şerbet veren, popülist, kaba, ırkçı, bencil siyasetçi!" demişti. Bu niteleme Trump'ın hoşuna gitmiş olmalı ki, Dr. Carson, Trump'ın ilk kabinesinde Konut ve Şehircilik Bakanı olarak görev yaptı!
Bu "iki Trump" kuramı, daha sonra bir çok yazar ve yorumcu tarafından kullanıldı; ancak herkes Trump türlerini kendi anlayışına göre tanımladı. Bu tanımlarda, "zeki, bilgili, aydın" nitelemesi pek yer almadı! Evet zaman zaman Trump'tan zekice, ve bilgili olduğu izlenimini veren açıklamalar duyduk; ama bunlar daha çok (sonuna kadar okumaya dayanılabildiği ölçüde) önceden hazırlanmış konuşmalar oldu.
80 yaşındaki Trump'ın bugünkü versiyonu, az önce desteklediği adayın adını unutan, devirdiği çamlar ile şekillenen, yüzeysel, hiçbir konuda derinliği olmayan bir siyasetçi. Diğeri versiyonu, çoğu zaman, ABD'nin çıkarlarını İsrail'in çıkarlarıyla birleştiren iki yüzlü bir Siyonist olarak resmedilen Trump. Bu tablonun ressamları arasında o kadar ileri gidenler var ki, Trump'ın Hıristiyanlığı bırakıp, Museviliğe döndüğünü bile iddia ediyorlar.
Ben de bu "iki Trump" bakış açısına katılıyorum; çünkü icraat ve söylemleri birbirinden o kadar farklı iki siyasetçi ile karşı karşıyayız sanki; bunların "günün icabına göre konuşma" olarak değerlendirilmesi zor. Benim katıldığım klasmanda Trumplardan birincisi, "Türkiye yanlısı Trump", ikincisi ise Siyonizm'in, Neoconların kuklası olan Trump!
Birinci Trump'ın başlıca belirtisi, Suriye'deki gelişmeler ve İsrail'in bütün itirazına rağmen, Türkiye'nin sağladığı bölgesel barış ortamını kabulü veya en azından engellememesidir. Türkiye'nin kendi iç barışını sağlamak için ördüğü siyasal ve askeri yapının bir anlamda arızasız yürümesi ve sonuç alma aşamasına girmesinde Türkiye'nin kendi adımları, mücadelesi ve becerisinin yanı sıra, bu olumlu ortamın da varlığı önemli faktördür. Çünkü Türk hükumetinin Irak ve Suriye (ve şimdi de Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır) projeleri, doğrudan doğruya, ABD Derin Devleti, Neoconlar ve Müdahaleci Liberal-Muhafazakar Koalisyonunun içinde Büyük İsrail de dahil olmak üzere Orta Doğu'ya yeniden şekil verme planına aykırıdır. O kadar ki, 1980'den bu yana bu çevrelerle, Türkiye öncelikli siyaset anlayışı arasındaki soğuk (darbeleri, muhtıraları da dikkate alırsanız pek de soğuk sayılmayacak) savaş ortamında, adeta zorlukla şekillendi.

11