Hayır, Grönland Trump'ın olacak!

Danimarkalılar, Kopenhag'da ve başka kentlerde "Grönland bizimdir" mitingleri yapıyorlar. Orada olsam, ben de "Grönland Trump'ındır" mitingi düzenlerdim. Danimarkalılar uygar insanlardır, çatışma çıkmazdıama sorarlardı muhtemelen, "Neden böyle diyorsun" diye.

Ben de derdim ki, "Trump, Golan Tepeleri'ni, Kudüs'ün tamamını, Batı Şeria'yı ve Gazze'yi Netanyahu'ya verirken sizin sesiniz çıktı mı Ben de şimdi, Grönland'ı Trump'a vermeyi düşünüyorum."

Trump ikinci kez başkan seçilince siyasi kültür, ulusal sınırlar, BM kararları ve bunun gibi kavramları o kadar ikinci plana itti ki, şimdi sırf madenlerine el koymak için, başka bir ülkeye hem de bir NATO ülkesine ait olmasına aldırmadan Grönland'ı işgal edeceğini söylüyor. Amerikan halkından, medyada ve üniversitedeki bir iki cılız ses dışında, itiraz yükselmiyor.

Aynı garip durum, ABD'nin Venezuela'ya askeri müdahalesi ve Devlet Başkanı Maduro'yu kaçırma girişimi sırasında da oldu.Amerikalılar, hem de kendi kurdukları BM'nin kendi yazdıkları Kuruluş Bildirgesi'ne hukuka tasallut edilmesine sadece seyirci oldular. Trump'ın bu saldırganlığı meşru göstermek için öne sürdüğü argümanların, su tutmaz, içi boş şeyler olduğu halde, bir muhalefet lideri çıkıp da "Sen ne yapıyorsun" veya "Amerika nereye gidiyor" diye sormadı.

Petrolü giderek azalan ve olanı çıkartması çok pahalı hale gelen Amerika'nın, elektrikli otomobillerin ve yapay zekâ robotlarının sanayiye egemen hale gelmesinin doğal sonucu olarak, mesela Venezuela'nın kendisine satmayı reddettiği petrolü zorla almak istemesini hoş görmek, onaylamak imkânsız ama anlamak mümkün. Yine elektrikli araçların pillerinde ve motorlarında kullanılması gereken nadir elementler bakımından fakir olan ABD'nin, bunları çıkartmak için gerekli yatırımların bedelini ödeyerek ve piyasa fiyatlarından satın almak yerine bunlara "Ruslar ve Çinliler, Grönland üzerinden bize saldıracak!" diye dünyanın aklıyla alay ederek, askeri işgal yoluyla el koymak istemesi de onaylanamaz ama anlaşılır bir durumdur.

Bu hukuksuzlukları anlamamızı sağlayan kavram, ABD'nin kurulmasına yardımcı olduğu kural-temelli, kalkınma-öncelikli ve adalet-temelli dünya düzenini ortadan kaldırarak, yerine güç-temelli bir uluslararası düzen kuruyor olmasıdır. Trump'ın danışmanı Stephen Miller'ın, ABD için uluslararası hukuk veya normların artık anlamı kalmadığını, güç ve kudretin önemli olduğunu açıkça belirttiği konuşmasını unutmamak gerekir:

"Uluslararası incelikler ve diğer her şey hakkında istediğiniz kadar konuşun… Ama biliniz ki gerçek dünya, güçle, kuvvetle, zorlamalarla yönetilen bir dünyadır."