Başkanı ABD tarafından kaçırılan ülke ne yapar

Maduro'yu savunacak değilim; ABD'nin "arka bahçesi" saydığı bir coğrafyada bulunan ülkesinin, dünyanın en büyük petrol rezervlerine, 6. en büyük doğalgaz yataklarına, Latin Amerika'nın en büyük altın rezervlerine, dünya sıralamasında ilk 10 arasında demir, ilk 15 arasında elmas madenine sahip olduğunu bilen bir başkan, daha "diplomatik" davranabilirdi. Hele nükleer silahı ve ülkesini koruyacak bir çelik-demir kubbesi olmayan bir ülkenin, bu kadar aleni uyuşturucu madde trafiğine geçit vermemesi gerekirdi.

Maduro'nun, önceki başkan Hugo Chavez'den devraldığı popülizmi giderek otoriter hale getirmesini, 2024'teki sonuçlarına itiraz edilen seçimlerde oyların ikinci kez sayılmasına imkan verilmemesini değil, ama ortada var olduğunu sandığımız uluslararası hukuku savunmak demokratik bir zorunluk olsa gerek.

Birleşmiş Milletler'in geçen ay, 12 yıldır Maduro'nun siyasi rakiplerini hedef alarak ciddi insan hakları ihlalleri ve insanlığa karşı suçlar işlendiğini rapor ettiği Venezuela yönetimini değil, ama Birleşmiş Milletler üyesi 192 ülke gibi, ulusal egemenlik haklarına sahip Venezuela'yı savunmak şart.

ABD ve birçok Latin Amerika ve Avrupa ülkesi, Nicholas Maduro'yu Venezuela'nın meşru başkanı olarak tanımıyordu. Aynı ölçütü uygularsak, Kuzey Kore, Çin ve Rusya devlet başkanlarının seçim sistemlerini, oylama ve oy sayım yöntemlerini meşru saymayan çok ülke var. ABD Başkanı Trump, Venezuela'nın ülkesine uyuşturucu madde ihraç eden bir ülke olduğunu Maduro'yu ve karısını kaçırmasını haklı kılan bir unsur olarak defalarca ifade etti. İki ay önce yine aynı Trump, Çin, Afganistan, Hindistan ve Pakistan'ın da aralarında bulunduğu 23 ülkeyi, uyuşturucu ve onların imalatında kullanılan kimyasalların üretimi ve ticareti yoluyla ABD'nin ve vatandaşlarının güvenliğini tehdit etmekle suçladı.

ABD-Küba Ticaret ve Ekonomik Konseyi Başkanı John Kavulich'in TRT World yayınında ifade ettiği gibi, ortada hukukçuların yazdığı bir "hukukî metin" varsa, onun böyle dediğini ve öyle demediğini aynı inandırıcılıkla savunacak kişiler de vardır. Doğrudur! Ama uluslararası hukuk, egemenlik hakları ve bunların bir devlet başkanının şahsında temsil edilen dokunulmazlıkları, hukukçuların kaleme aldığı, öyle de anlaşılabilir, böyle de anlaşılabilir konular değil ki. İnsanlık, ülkelerinin bu haklarını, kan dökerek, can vererek elde etti.
Amerikan medyasının bu makama neden ve nasıl atanabildiğini hala tartıştığı Adalet Bakanı (resmi adıyla, ABD Başsavcısı) 2020'de çıkartılmış bir iddianame ile Maduro ve karısının "aranan firariler" olduğunu açıklıyor. Trump da ABD silahlı kuvvetlerine Venezuela'nın başkenti Karakas'ı bombalayarak ve başkanlık sarayına saldırarak, bu firarilerin kaçırılmasını emrediyor. Yani ABD'nin gözünde, kuzeyi ile, güneyi ile tüm Amerika kıtası ve Atlantik bölgesi, kendi bahçesidir; bu bölgede aranan firariler, devlet başkanı bile olsalar, Amerika tarafından yakalanır; bunun için uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler, başka ülkelerin egemenlik hakları engel değildir; o kadar ki, Amerikan Kongresi'nden "ülke dışına asker göndermek" için izin almaya bile gerek yoktur.