Irak, Suriye, Yemen, Sudan ve Somali. Bu ülkeleri ikiye hatta üçe bölmek, birinde doğrudan mollalara bağlı, sözüm ona İslam Devleti kurmak hep İran'ın marifetiydi ve hala bu bölücülük, ülkeleri yok etmeye çalışma, halkı açlığa, susuzluğa ve salgın hastalıklarla mücadeleye mahkûm etme zulmü devam ediyor. Ama İran'la ilgili bir cümle sarf eden olduğunda kulaklar dikiliyor; sözün sahibi, İsrail düşmanı bir ülkenin karşısına çıkmakla ve dolayısıyla İsrail ajanlığı ile suçlanıyor.
Yok öyle... İran'ın İsrail'le çatışma hali, görünen o ki İsrail kaynaklı. Yani İsrail, daha doğrusu küresel Siyonizm, İran'ın nükleer güç haline gelmesini önlemek istemeseydi, şu andaki bölgesel çatışma tablosunda, İran-İsrail husumeti olmayacaktı. Dolayısıyla, İran'ın bölgemizde işlediği cinayetleri belirtmek, sebep olduğu insani dramları sayıp dökmek, İsrail veya ABD yanlısı olmak değildir kanımca.
Evet, her ulus gibi, İran halkının da nükleer enerji ve hatta nükleer silah edinmek istemesi mümkündür. Ulusların doğru-düzgün işleyen bir arabulma, çatışmaları önleme ve silahlanmaya gerek bırakmayan Birleşmiş Milletler örgütü olsa idi (!), ulusların "akıl dışı", "çılgın" ve "hayal ürünü" nükleer silah edinme arzusu olmazdı; olduğu zaman da bunların kötü sonuçlara yol açması önlenebilirdi. (BM reformu, başka değilse sadece bu nedenle, büyük-küçük tüm ulusların savunma stratejilerini oluştururken ve krizleri yönetirken rasyonel davranmasını sağlamak için şarttır. Ama bu başka bir mesele.)
İran'ın derdi salt Şiacılık mı Hiç zannetmiyorum. Şia, İslam Devriminin mollalarının da onlardan önce Pehlevi hanedanı şahlarının da kendilerini kurtaramadıkları bir Pers hayalciliğinin aletidir. Bu ifadem büyük bir iddia oldu. Yerimiz ve zamanımız elverseydi, "İran İdealizmi" denen şeyin, temeli kalıcı bir imparatorluk ihtişamının Pers medeniyetlerine ait bir ayrıcalık ve bölgeye liderlik etmenin de Pers halkının ilahi görevi olduğu inancı açısından Şahlarla mollaların farklı olmadıklarına, bu iddiaya inanmayanları ikna edebilirdim. Birisi sözde seküler milliyetçi, diğeri sözde İslami köktendinci bu iki rejim, yani Şahlar ve Ayetullahlar, halkın yüzde 60'ı olan Farsi milletinin tanrı-vergisi idealini gerçekleştirmek için, halkın yüzde 40'ını dört ana ilkeye (1. Kurtarıcı kompleksi ve medeniyet liderliği; 2. Bölgesel hakimiyet ve jandarmalık; 3. Emperyalizm karşıtlığı ve 4. Teknolojik gurur) inandırmayı başardılar. Ne pahasına Şiacılığın hedefindeki ülkelere yapılan zulüm pahasına.
Türkiye, Irak ve Suriye'yi Şiacılığın elinden kurtardı; ama Yemen, Sudan ve Somali'nin (komşularının ve kendi elitlerinin beceriksizliği gibi dahili, ABD'nin Pers İdealizminin kendisini değil ama sonuçlarını desteklemesi gibi harici sebeplerle) ülkeleri bölünüyor, hastaneleri çalışmıyor, çocukları açlıktan ölüyor. İran, Türkiye'nin bu ülkelerde ulusal birliği ve barışı sağlama çabalarına (İsrail ve ABD Siyonistlerinin yardımıyla) engel olduktan sonra, şimdi de yumuşak güç diplomasisine, ticaret ağlarının genişletilmesine ve tarımsal yatırımlarla sağladığı etki ile Uganda'yı da Türkiye aleyhine çevirmeye çalışıyor.

11