Sahne senin salonun değil

Hakan Uç
Bugün
2

Bir zamanlar sanatçı, seyircisinin karşısına çıkmadan önce en güzel kıyafetini giyer, en güzel parfümünü sıkardı. Bugün ise sahneye özensiz çıkan, sigara ve alkolü gösterinin parçası sanan, üstüne bir de para ödeyerek kendisini izlemeye gelen seyirciyi azarlayan isimlerle karşılaşıyoruz. Adına 'doğallık' denilen bu tavrın gerçek karşılığı, profesyonellik kaybıdır

Eskiden sahneye çıkmanın bir adabı vardı. Sanatçı yalnızca şarkı söylemeye değil, seyircisinin karşısına çıkmaya hazırlanırdı. En güzel kıyafetini giyer, saçına başına özenir, en güzel parfümünü sıkar ve sahneye adımını attığı anda başka bir dünyaya geçerdi. Çünkü sahnenin özel, seyircinin ise kıymetli olduğunu bilirdi. Konser bittiğinde de saygıyla selamını verir, sahneden inerdi. Şimdi bazı isimlere bakıyorum; sahneye sanki evlerinin salonundan kalkıp gelmiş gibi çıkıyorlar. Özensiz kıyafetler, hazırlıksız performanslar, umursamaz hareketler... Üstelik bütün bunlar, "Ben böyle doğalım" ambalajıyla sunuluyor. Hayır, bunun adı doğallık değil. Bunun adı seyirciyi önemsememektir
Kimse sanatçıdan her gece smokin ya da abiye giymesini beklemiyor. Mesele kıyafetin fiyatı veya markası da değil. Mesele, karşındaki insanlara değer verdiğini göstermek. Çünkü o seyirci seni görmek için hazırlanıyor, yola çıkıyor, trafikte bekliyor ve bilet parası ödüyor. Kimi zaman aylar öncesinden plan yapıyor. Sen ise karşısına hazırlıksız ve özensiz çıkıyorsan, burada ciddi bir saygı sorunu vardır.

Sahnede sigara içmeyi karizma, alkol tüketmeyi özgürlük, seyirciye tepeden bakmayı da 'yıldız tavrı' sananlar var. Oysa bunların hiçbiri performans değildir. Sahne, kişinin bütün alışkanlıklarını sergileyebileceği özel salonu değildir. Orası sanatın icra edildiği, seyirciyle görünmez bir sözleşmenin kurulduğu yerdir. Üstelik mesele artık özensizlikle de sınırlı kalmıyor. Bazı sanatçılar, kendilerini dinlemek için bilet alan hayranlarına sahneden fırça atıyor. Seyirciyi azarlıyor, aşağılıyor, konserin ortasında hesap soruyor. Sonra da bu görüntüler sosyal medyada "Sanatçı çok sinirlendi" başlığıyla dolaşıma sokuluyor. Saygısızlık, "sanatçı tavrı" gibi pazarlanıyor.
Elbette seyirci de her istediğini yapamaz. Konseri sabote eden, çevresindekileri rahatsız eden veya sanatçıya hakaret eden birine müdahale edilmesi gerekir. Bunun için güvenlik görevlileri ve organizasyon ekibi vardır. İstisnai durumlar dışında sanatçının görevi, mikrofonu eline alıp seyirciyle tartışmak değil, sahnedeki işini yapmaktır. Bilet satın almak, sanatçının bütün davranışlarına katlanmayı kabul etmek anlamına gelmez. Seyirci bir konser bileti alır; azar işitmek, aşağılanmak ya da sanatçının keyfî davranışlarını izlemek için para ödemez.

CANIM NASIL İSTERSE!
Bir sanatçı sahneye çıktığı anda yalnızca kendisini temsil etmez. Müziğini, ekibini, organizasyonu ve kendisine yatırım yapan seyirciyi de temsil eder. Bu nedenle "Canım nasıl isterse öyle çıkarım" rahatlığı, sanatçı özgürlüğü değildir. Profesyonellik eksikliğidir. Sahne saygı ister. Hazırlık ister. Disiplin ister.
Seyircinin alkışı sanatçının tapulu malı değildir. O alkış, her konserde yeniden kazanılır. İnsanların sevgisini garanti gören, bilet parası hesabına yattıktan sonra seyirciyi yük gibi gören herkes şunu hatırlamalı: Seni o sahneye spot ışıkları değil, o insanların ilgisi çıkardı. O ışıklar bir gün söndüğünde geriye kıyafetin, sigaran ya da sahnedeki yapay kabadayılığın kalmaz. Yalnızca seyircine nasıl davrandığın hatırlanır.

RAP SADECE MİKROFON TUTMAK DEĞİL
Türkçe rap büyüdü, listeleri ele geçirdi, milyonlarca dinlenmeye ulaştı. Fakat sektör büyürken gençlere açılan kapılar aynı hızla çoğalmadı. Müzik yapmak isteyen birçok genç hâlâ nereden başlayacağını, kime ulaşacağını, ilk kaydını nasıl alacağını bilmiyor. Anıl Piyancı tam da bu noktada önemli bir iş yapıyor. Akademi kuruyor, ücretsiz dersler veriyor. Bununla da yetinmeyip stüdyosunun kapısını gençlere açıyor: "Gelin, müzik yapın, kayıtlarınızı alın." Bugün bir gencin sadece stüdyoya girip kayıt yapabilmesi bile ciddi bir maliyet. Mikrofonu, altyapısı, düzenlemesi, miks ve mastering'i derken daha yolun başında hayaller bütçeye çarpıyor. Yeteneği olan ama imkânı bulunmayan pek çok genç, sesini kimseye duyuramadan vazgeçiyor. Anıl Piyancı'nın yaptığı iş bu yüzden yalnızca bir eğitim projesi değil. Gençlere cesaret, alan ve başlangıç noktası sunuyor.
Başarıya ulaştıktan sonra merdiveni yukarı çekmek yerine, aşağıya doğru uzatıyor. Müzik adına gerçek katkı tam olarak budur. Sahnede gençlere öğüt vermek kolaydır. Röportajlarda "Yeni nesli destekliyorum" demek de kolaydır. Asıl mesele, kendi imkânını paylaşmak; zamanını, bilgisini ve stüdyonu onların kullanımına açmaktır. Anıl Piyancı bunu sözle değil, doğrudan yaptığı işlerle gösteriyor.