İngiltere IRA'ya  heyet yollamadı

Güney Öztürk
24.11.2025
1

Açılım sürecinde İmralı'nın ayağına neden gidiliyor anlamış değilim. Daha doğrusu anlıyorum da... Yanlış olduğunu, tuzağa çekildiğimizi düşünüyorum.

★★★

Yıl 1998 idi... Yer, Kuzey İrlanda'nın Belfast şehriydi.

Bütün gözler Stormont'un (K.İrlanda Parlamentosu'nun bulunduğu tepe) gri taş duvarlarına çevrilmişti. Dışarıdan bakan biri, o duvarların ardında sanki yeni bir anayasa yazıldığını, yeni bir cumhuriyetin kurulmakta olduğunu hissedebilirdi. Oysa içeridekiler yalnızca barışa tutunuyordu.

Sadece gençlerin ölmemesi için, sadece bir otobüs durağında ya da bir pazar yerinde hayatın infilak etmemesi için...

Günler süren görüşmelerin en yoğun anlarından birinde, Tony Blair'in özel temsilcisi Jonathan Powell, bir ara koridorda yere çökmüş, elleriyle başını tutarken görülmüştü.

"48 saat sadece Mars çikolatası ve kahveyle yaşadım" diye anlatacaktı sonra...

Bütün taraflar; siyasetçiler, danışmanlar, arabulucular, bir eve kapanmış, Stormont'un havasız toplantı salonlarında günlerce nefes almadan, bazen konuşmadan, bazen birbirini 'boğazlayarak', oturdular. Başbakan Blair'in üç gün odasından çıkmadığı oldu.

Dışarıdan yemek söylendiği doğruydu. Ama o yemek çoğu zaman mideye inmedi. ünkü mesele açlık değil, siyasi doygunluktu. Ve herkes, bu kanlı meselenin bir çözümle değilse bile bir duraklamayla sonlanmasını istiyordu.

★★★

İngiltere, Kuzey İrlanda'daki bu çatışmalı sürecin çözümünde, dikkatle örülmüş bir yol izledi. Kiminle konuşacağını, ne zaman konuşacağını ve en önemlisi kiminle kesinlikle konuşmayacağını çok önceden belirlemişti.

Evet, IRA ortadaydı.

Bombalarıyla, pusularıyla, silahlarıyla...

Ama müzakere masasında yoktu.

ünkü İngiliz devleti, meşru olmayanı muhatap almadı.

Peki kiminle konuşuldu

Sinn Fein... Yani IRA'nın siyasi uzantısı ama halkın oyuyla parlamentoya girmiş bir parti...

Gerry Adams masadaydı. Martin McGuinness de... Ama IRA Ordu Konseyi Hayır.

Ne Tony Blair, ne kabinesinden bir bakan, ne de parlamento üyeleri bu yapıyla resmi bir görüşme yaptı.

Yapamazlardı. ünkü meşruiyeti olmayan bir güce devletin meşruiyet kazandırması, çözüm değil, yeni bir sorun doğururdu.

Blair'in arka kapı diplomasisinin mimarı Powell bile, IRA'nın askeri liderleriyle ilk karşılaşmasında elini sıkmamıştı. Yüzlerine bakmamıştı. Onlarla resmi masaya oturmamıştı.

Bunun yerine halkın oyuyla meclise gelen, yasal zeminde siyaset yapan isimlere yönelmişti. ünkü şiddetin siyaseti bastırmaması gerektiğine inanıyorlardı.

İngiliz devleti, IRA'nın silah bırakmasının ön şartı olarak Sinn Fein'in masadaki varlığını koşullu kabul etti. "Eğer şiddeti reddediyorsanız konuşabiliriz" dediler. Yani IRA'nın silah bırakması şartıyla müzakerelere izin verilecekti.

Sinn Fein de IRA'ya dönüp şunu söyledi... "Eğer bizim temsil yetkimizi istiyorsanız, silahı susturun."