Çocuğunuzun ilk beslenme rehberi aslında sizsiniz

ocuklarımızın sağlıklı beslenmesini isterken çoğu zaman ilk düşündüğümüz şey "Bugün ne yedi" oluyor. Sebzesini yedi mi, yeterince protein aldı mı, çok şeker tüketti mi Bunların hepsi elbette önemli. Ama çocuk beslenmesiyle uzun yıllardır çalışan bir diyetisyen olarak benim üzerinde en çok durduğum konulardan biri şu: Sadece bugün ne yediğine değil, yemekle nasıl bir ilişki kurduğuna da bakmalıyız. ünkü çocuklukta kurulan bu ilişki, ilerleyen yıllardaki beslenme davranışlarının da temelini oluşturuyor.

Bir çocuğun damak tadı doğduğu gün hatta anne karnından şekillenmeye başlıyor. ocuklar zaman içinde gördükleri, kokladıkları, dokundukları ve tattıkları yiyeceklerle kendi lezzet dünyalarını oluşturuyorlar. Bu nedenle yeni bir besini ilk seferde reddeden bir çocuk için hemen "O bunu yemiyor" demek yerine ona zaman tanımak gerekiyor. Aynı yiyeceği farklı zamanlarda, farklı şekillerde ve baskı kurmadan yeniden sunmak çok daha doğru bir yaklaşım.

eşitlilik de burada çok önemli. Sebze ve meyveler, tahıllar, kaliteli protein kaynakları, süt ve süt ürünleri ya da uygun alternatifleriyle farklı besinleri gören bir çocuk yalnızca daha çeşitli beslenmiyor; aynı zamanda farklı tat, koku ve dokuları da öğreniyor. ocuğun mutfağa girmesi, sebzeyi yıkaması, salatayı karıştırması, sofranın hazırlanmasına yardım etmesi bile bu öğrenmenin bir parçası.

Bir diğer önemli konu ise bizim davranışlarımız. ocuklar beslenmeyi anlattıklarımızdan çok bizi izleyerek öğreniyorlar. ocuğumuza sebze yemesini söylerken bizim tabağımızda sebze yoksa, su içmesini isterken elimizde sürekli şekerli bir içecek varsa verdiğimiz mesaj çok güçlü olmuyor. Aile sofrasının önemi de tam burada ortaya çıkıyor. Birlikte yemek yemek yalnızca karın doyurmak değil; çocuğun yiyecekleri, porsiyonları, sofra davranışlarını ve hatta yemekle kurulan duygusal ilişkiyi gözlemlediği bir öğrenme alanı.

ocuk beslenmesinde baskıdan da mümkün olduğunca uzak durmamız gerekiyor. "Bir kaşık daha ye", "Bunu bitirirsen tatlı var", "Sebzeni yemezsen büyüyemezsin" gibi çok tanıdık cümleler, iyi niyetle söylense bile çocuğun kendi açlık ve tokluk sinyallerini dinlemesini zorlaştırabiliyor. Biz yetişkinlerin görevi uygun yiyecekleri, uygun zamanda ve uygun ortamda sunmak; çocuğa da kendi bedenini dinleyebileceği bir alan bırakmak olmalı.

Bence günümüzde bütün bunlara bir başlık daha eklememiz gerekiyor: gıda okuryazarlığı. ocuk büyüdükçe sadece "sağlıklı-sağlıksız" ayrımını değil, ne yediğini anlamayı da öğrenmeli. Bir ürünün etiketinde ne yazıyor, içindekiler listesi ne anlatıyor, mevsiminde beslenmek ne demek, "doğal" ve "organik" aynı şey mi Bunları önce ebeveynin bilmesi, zaman içinde de çocuğa yaşına uygun şekilde aktarması çok kıymetli.

Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir buluşma beni çok mutlu etti. Humm Organic ve AEV'in birlikte yürüttüğü "Sağlıklı Gelecek için Organik Bir Destek" projesinin yeni adımının tanıtıldığı lansmandaydım. İş birliği aslında Ekim 2025'te Diyarbakır'da başlamış. Projenin ilk aşamasında Humm Organic'in Migros'ta satışa sunduğu ilekli ve Zencefilli Kurabiyelerden elde edilen gelirin bir bölümü AEV'e aktarılmış ve bu destekle bugüne kadar AEV'in Okul Öncesi Eğitim Programı ve Okuyan Bir Gelecek Projesi okuma grupları aracılığıyla 1.380 çocuğun eğitim malzemelerinin karşılanmasına katkı sağlanmış.