Beslenme Piramidi tersine döndü!

Beyaz Saray'dan 7 Ocak'ta gelen açıklamayla birlikte, uzun süredir gündemden düşmüş gibi görünen bir kavram yeniden kendini hatırlattı: beslenme piramidi. Oysa Amerika Birleşik Devletleri, 2011 yılında klasik piramit modelini terk etmiş, bunun yerine "MyPlate" adı verilen ve tabağın görsel olarak bölümlere ayrıldığı daha sade bir anlatımı benimsemişti. Bu nedenle yeni piramit, yalnızca şekilsel bir güncelleme olarak değil, beslenmeye dair bakış açısında yaşanan daha derin bir yön değişikliğinin işareti olarak değerlendirildi.

Klasik beslenme piramidi uzun yıllar boyunca tahılları piramidin tabanına yerleştirirken, yağları ve yüzde 10'u geçmemek üzere şekeri en tepeye konumlandırmıştı. Bu görsel , yağdan kaçınmanın sağlıklı beslenmenin temel koşulu olduğu fikrini pekiştirdi. Ancak zaman içinde bu yaklaşımın, özellikle rafine karbonhidrat tüketimini artırdığı ve insanları uzun süre tok tutmayan, kan şekeri dalgalanmalarına açık bir beslenme düzenine ittiği daha net görülmeye başlandı. MyPlate modeline geçiş de tam olarak bu farkındalığın bir sonucuydu; amaç, piramitten çok tabağın içeriğine odaklanmak, porsiyon bilincini artırmaktı.

Bu yaklaşımın ABD bağlamında anlaşılır nedenleri var. Amerika'da obezite, tip 2 diyabet ve metabolik hastalıkların yaygınlığı, beslenme politikalarını uzun süredir baskı altında tutuyor. Hazır gıdaların, şekerli içeceklerin ve yüksek kalorili ama düşük besin değerine sahip ürünlerin günlük yaşamın bir parçası haline gelmesi, daha net ve sert mesajlar verilmesini zorunlu kılıyor. Yeni piramit, bu anlamda "gerçek gıdaya dönüş" çağrısı olarak okunabilir.

Piramidin son hali tamamıyla benim içime sinmese de biz önce iyi tarafına odaklanalım. Hazır gıda devi olan ve mutfak konusunda gerçekten kötü bir örnek olan Amerika'nın bu gıdaları azaltıp gerçek gıdaya geçebilmesi mucize gibi, işte bu gerçekten devrim olur ama başarabilirler ise işte o zaman metabolik hastalıklar azalır. Neyse ki bizim mis gibi yemeklerimiz var. Gerçekten Türk mutfağı tüm besinleri bir arada dengede bulundurabilen bir mutfak ama abartmazsan tabii. Kötü tarafı ise kırmızı et ve hayvansal ürünleri sınırsız zannedenler. Bazı akımlar neredeyse bayram ilan ettiler. Burada en önemli nokta şu; ne olursa olsun beslenme modeli kişiye özel olmalıdır. İkincisi de hiçbir şey sınırsız olamaz, dengeyi unutmamak lazım. Hayvansal gıda ve doymuş yağ konu başımıza iş açabilir ama sebzeyi artırırsanız kendinizi riske atmış olmazsınız. Tahıllar konusunda da bizim ülkedeki seçeneklerimiz gerçekten çok iyi. Her öğünde biraz tam tahıl olmalı. Bazı kişilerde daha çok bazı kişilerde ise daha az. Kişisel farklarımız her zaman geçerli. Proteinin bu kadar pahalı olduğu ülkede bu piramit nasıl mümkün bilemiyorum. Bu da ayrı bir gerçek.

Dünya beslenme çevreleri ikiye bölünmüş durumda. Bir kesim, protein vurgusunun uzun süredir ihmal edilen bir boşluğu doldurduğunu ve yağ korkusunun artık geride bırakılması gerektiğini savunuyor. Onlara göre insanlar yıllarca yağdan kaçarken, farkında olmadan daha fazla şeker ve rafine karbonhidrat tüketti. Diğer kesim ise daha temkinli. Özellikle kalp-damar sağlığı alanında çalışan uzmanlar, hayvansal yağların ve tam yağlı süt ürünlerinin görünür şekilde artmasının, yanlış yorumlandığında doymuş yağ ve sodyum alımını artırabileceğine dikkat çekiyor.

Ben de fikrine güvendiğim ve merak ettiğim meslektaşlarıma sordum. İşte burada gelen yorumlar var.

Diyetisyen Taylan Kümeli:

"2026 Real Food Pyramid", klasik tahıl merkezli piramitten bilinçli bir kopuşu temsil ediyor ve önemli bir mesaj veriyor: beslenmenin temeli artık rafine karbonhidratlar değil, gerçek proteinler, sağlıklı yağlar ve doğal besinler olmalı. Sebze ve meyvelerin merkezde konumlanması mikrobiyota, inflamasyon ve hücresel sağlık açısından doğru bir yaklaşımken; tam tahılların en alta, yani destekleyici ama sınırlı bir yere çekilmesi metabolik hastalıkların geldiği noktada oldukça anlamlı. Ancak bu piramit de tek başına "herkes için doğru" değildir; yaş, insülin direnci, kas kütlesi, hormon durumu ve yaşam ritmi hesaba katılmadan uygulandığında yine genelleme hatasına düşer. Doğru mesaj şu olmalı: Gerçek gıda evet, ama kişiye göre doğru sıra, doğru miktar ve doğru zamanla.

Diyetisyen Dilara Koçak:

Güncel beslenme piramidinin ters çevrilmiş bir yapıya evrilmesini, yani protein, sebze-meyve, sağlıklı yağlar ve tam yağlı süt ürünlerinin merkeze alınmasını; işlenmiş gıdaların ise açık biçimde dışlanmasını bilimsel açıdan değerli buluyorum. Ancak burada proteinin yalnızca miktarına değil kaynağın çeşitliliğine de mutlaka bakılması gerektiğini vurgulamak isterim, hayvansal ve deniz ürünleri kadar baklagiller ve diğer bitkisel proteinler de bu dengeyi kurar ve üstelik lif, vitamin, mineral ve antioksidan desteği sağlar. Doğru planlama ile bitkisel protein kaynakları, vücudun ihtiyaç duyduğu protein miktarını rahatlıkla karşılayabilir. Bağırsak sağlığından bahsedilmesi ve fermante gıdaların piramitte yer alması çok sevindirici; çünkü fermantasyon özellikle baklagillerin antioksidan kapasitesini ciddi biçimde artırıyor ve metabolik sağlık üzerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Doymuş yağın günlük enerjinin yüzde 10'unu geçmemesi önerisi hala geçerli. Ama tam yağlı süt ürünleri ve kırmızı et daha fazla önerilirken, bu sınırın gerçek hayatta nasıl korunacağı büyük bir soru işareti. Karbonhidratların kısıtlanması ise herkese uyan tek bir doğru değil, bireysel yaşam tarzı ve metabolik ihtiyaçlara göre değişebileceği unutumamalı.

Gelelim sürdürülebilirlik tarafına. Hayvansal gıdaların ağırlığı ve protein dengesi tarafında hâla konuşmamız gereken çok şey var.

Ben burada en büyük eksikliğin sürdürülebilirlik olduğunu düşünüyorum. Modern rehberler sadece "Bana iyi mi" değil "Gezegen bunu kaldırabilir mi" sorusunu da sormalı. Bu yüzden benim ideal piramidimin en geniş tabanında baklagiller, sebze-meyveler, fermante gıdalar ve sağlıklı yağlar; merkezinde ise Akdeniz mutfağı ve gerçek, tencerede pişen yemekler yer alıyor.