NATO'nun Zafer Teorisi ve Avrupa'nın gerçekliği

Litvanya'dan ayrılmış Lehistan'ın başkenti Varşova, bu sene önemli bir güvenlik forumuna ev sahipliği yaptı. Malum 2014 yılında kurulan Varşova Güvenlik Forumu (WSF) genelde uluslararası ilişkiler açısından akıllarda fazla yer bırakan bir etkinlik niteliğinde değil. Nitekim Polonya, Rusya-Ukrayna savaşından bu yana Avrupa kıtasının en büyük ordusunu kurma hayalini taşıyor. Ancak WSF'nin yayınladığı raporda Türkiye'ye yer vermeyip NATO'nun Ankara'da düzenlediği zirveye sadece kısa bir atıfta bulunması dikkat çekiyor. Bunun anlamını ve WSF'nin önemini okuyucularımızın takdirine bırakıyorum. Diğer taraftan bu sene WSF, NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Başkomutanı Orgeneral Alexus Grynkewich'i ağırladı. Avrupa basınının önde gelen isimlerinin istisnai katılımı da bu yüzdendi.

Grynkewich konuşmasında, Avrupa'ya yönelik saldırganlığı artan Rusya'ya karşı NATO'nun ne kadar hazırlıklı olduğunu göstermeye çalıştı. Sabotaj, hibrit tehditler ve İHA ihlallerinin toplumlarda yarattığı endişenin farkında olduklarını belirterek üç ayaklı "Zafer Teorisi" konseptini detaylandırdı.

Zafer teorisi: NATO'nun savaş istemediğini ancak bir saldırı durumunda Müttefik topraklarını savunmaya tam anlamıyla hazır olduğunu belirten SACEUR, caydırıcılığı pekiştirmenin önemine vurgu yaptı. NATO'nun olası bir saldırıyı durdurma, püskürtme ve saldırganın askerî kapasitesini imha etme gücünü bu üç konsept (Block/Blunt/Break) etrafında anlattı.

Durdur ve Püskürt: NATO'nun ilk hedefi olası bir ilk saldırıyı ve toprak gaspını anında engellemek; saldırının devam etmesi halinde ise düşmanın ilerleyişini durdurarak hareket kabiliyetini kısıtlamaktır.

İmha Et: Saldırının durmaması durumunda NATO, sadece ön cephedeki birlikleri değil, bu saldırıyı destekleyen ve yöneten tüm operasyonel savaş sistemini imha edecektir.

Grynkewich, müttefiklere saldırma cüretini gösterecek her aktöre karşı "bu gece dahi savaşmaya hazır" olunduğunu ifade etti. Rusya'nın NATO'nun kararlılığını test etmemesi gerektiğini belirterek Ukrayna'nın güvenliğinin Avrupa-Atlantik güvenliğinin merkezinde yer aldığını hatırlattı. Ancak 24 saat geçmeden ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'ya yönelik akaryakıt yaptırımlarını kaldırarak Müttefiklerin Kiyv'e verdiği desteği sekteye uğrattı. Yetmedi; Starlink ve Starshield hizmetlerini sınırlayarak Ukrayna'yı zor durumda bıraktı.

Grynkewich'in konuşması ve Trump'ın bu hamlesi üç açıdan önem teşkil ediyor: Beyaz Saray'ın söylemlerine rağmen ABD bürokrasisi teyakkuzda. İkincisi, Trump'ın ara seçim hamlesi olarak görülen kararlarına rağmen ABD desteğinin hayati olduğu. Üçüncüsü ise Avrupa'nın askeri kapasitesinin ABD ile kıyas kabul etmeyecek kadar sınırlı olması. ABD Starlink'in kapama düğmesine bastığı anda Avrupa'nın alternatif bir aç düğmesi sunamaması bunun özeti. Askeri açıdan Avrupalıların birkaç fırın ekmek daha yemeleri gerekiyor. Glütensiz bile olsa!