Geçtiğimiz hafta Fransa sokakları maalesef alev alev idi. Liseliler, üniversiteliler, işçiler ve "sarı yelekli" hafızanın mirasçıları, yüksek enflasyon, kesintiye uğrayan kamu hizmetleri, eriyen alım gücü ve geleceksizlik girdabında 'barikat' kurdular. "Liberte, Egalite, Fraternite" üçlüsünün yerini, modern Fransa'da çoktan "Zam, Vergi, Umutsuzluk" almış durumda sanki.
Gazeteciler ve karşıtları tarafından Jüpiter olarak adlandırılan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransız Cumhuriyeti'nin kılcal damarlarına kadar işleyen derin sosyo-ekonomik uçuruma bir türlü çözüm bulamadı. Sorunlar elbette sokakta kolluk kuvvetlerine karşı fırlatılan taşlar veya yağmalanan dükkanlarla çözülecek değil. Ancak okullardaki yetersiz donanımlar ve geleceği belirsiz sınav sistemleri nedeniyle kaygılanan ve mezun olunca işsizlik kuyruğuna gireceğini bilen Fransız gençliği, doğal olarak öfkesini caddelere taşıyor.
Peki, Jüpiter ne yapıyor Yüce tahtından sokağa bakıp her zamanki teknokrat kibri ve seçkin edasıyla durumu 'teşhis' ediyor: "Öğrencilerimiz elbette haklı ama aşırı siyasi odaklar tarafından kışkırtılıyorlar." Ah, elbette! Fransız halkı ne zaman hak arasa, ya "aşırılıkçıların oyununa gelmiş" ya da Macron tarafından "yeterince küreselleşmeyi anlayamamış" sayılıyor. Halkın feryadını anlamak yerine, kibirinden asla taviz vermiyor. Bu tutumu da Fransız demokrasisini feci bir döngüye mahkûm ediyor. Merkezin makul seslerini kurutan bu üstten bakan tavır, seçmeni adeta iki aşırı uç arasında zar atmaya zorluyor: Zira bir yanda sokağı ateşe vermekten çekinmeyen radikal sol, diğer yanda düzen vaadiyle otoriterleşmeyi pazarlayan radikal sağ var.
Fransa, "Macronizm" sayesinde artık mütevazı bir siyasi rekabet yaşamıyor; seçmen her sandıkta "kötünün iyisi" veya "aşırının aşırısı" arasında rulet oynamak mecburiyetinde. Noel yaklaşırken Elysee Sarayı'nda kaz ciğeri planları yapılır mı bilinmez, ancak L'Express dergisinden Luc de Barochez'in bu hafta yazdığı üzere, Fransa'nın ekonomik buhrana girmesi, tüm Avrupa'yı da sürükleyecek nitelikte. Bugünün verilerine göre, Le Pen ile Melanchon arasında seçim yapmak mecburiyetinde bırakılan
Fransız halkının bu iki seçenek arasında alacağı kararı ülkeyi bir nebze daha kaosa sürükleyecek nitelikte olabilir.
Avrupa'da seçim rüzgarı ve Netanyahu'nun geleceği
Avrupa'da 2027 yılı, siyasi dengeleri kökten sarsacak büyük bir seçim dalgasına sahne olmaya hazırlanıyor. Fransa'da Macron sonrası dönemin kapılarını aralayacak seçimler, Finlandiya, Polonya ve İtalya'daki genel seçimler ile Almanya'da gerçekleşecek kritik yerel seçimler, kıtanın siyasi haritasını yeniden çizecek nitelikte. Bu rüzgara, okyanusun ötesindeki ABD ara seçimlerinin küresel jeopolitiğe yansıması da eklenince, batı ittifakında köklü yapısal değişimlerin kapıda olduğu görülüyor.

8