Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanları, ilkbahar zirvesi için Brüksel'de bir araya geldi. Gündemde iki büyük kriz var: Devam eden Rusya-Ukrayna savaşı ve üç hafta önce başlayan ABD/İsrail-İran savaşı. AB, Ukrayna'ya siyasi ve maddi desteğisürdürse de ABD'nin yokluğunda savaşı bitirecek bir çözüm üretemiyor. İran konusunda ise 'nükleersizleştirme've rejim değişikliği hedefli müdahalede net bir pozisyon alamaması, Avrupa içinde yeniden tartışma yaratıyor.
Avrupa'nın küresel krizlerde etkisiz kalıp daha çok savaş sonrası yeniden inşa süreçlerinde rol alması sıkça eleştiriliyor. Bu durum basitçe "aymazlık" olarak açıklanabilir; ancak gerçek daha derin. AB, Rusya'nın Ukrayna'yı işgal edeceğini öngöremediği gibi, ABD'nin İran'a yönelik olası bir harekât söylemini de ciddiye almadı. Sonuç olarak bir kez daha büyük bir krize hazırlıksız yakalandı.
Buna rağmen Avrupa, dünya siyasetinde söz sahibi olmak istiyor. Ancak Brüksel'de yapılan açıklamalar genellikle "gerilimi azaltma çağrısı" ile sınırlı kalıyor. Bu da Avrupa'nın etkisizliğini gözler önüne seriyor.
Avrupa'nın bugünkü durumunu anlamak için iki düşünürün perspektifi önemli: Alman felsefeci Peter Sloterdijk ve Ayn Rand. Rand'ın 'Bencilliğin Erdemi' adlı eseri, modern Avrupa'nın çelişkilerini anlamak açısından ironik bir ayna sunar. Rand, rasyonel bencilliği savunurken, Avrupa bu kavramı hem yanlış anlamış hem de çarpık biçimde uygulamıştır.
Rand'ın "özdeşlik yasası" gerçekliği olduğu gibi kabul etmeyi gerektirir. Oysa modern Avrupa, kendi kimliğini mutlak ve üstün bir yapı olarak tanımlayarak dış dünyadan kopma eğilimine girmiştir. Sloterdijk ise 'Avrupa'nın kitabı' isimli eserinde Avrupa'yı tarih boyunca yenilikçi ve özgürlükçü bir güç olarak tanımlarken, kıtanın Roma mirasını yeniden üretme arzusuna dikkat çeker. Ancak bu yaklaşım, zamanla Avrupa-merkezci bir dile ve dış dünyayı küçümseyen bir tavra dönüşmüştür; ki Sloterdijk'ün kitabının dilinde de bu üslup hakim.
Bugünün Avrupa'sı, hem aşırı özgüven hem de entelektüel kibir arasında sıkışmış durumda. Kendi değerlerini evrensel ilan ederken, dış gerçeklikleri yeterince dikkate almıyor. Başlangıçta karşılıklı çıkar ve barış üzerine kurulan AB projesi, zamanla kurumsal bir egoizme ve üstünlük algısına evrildi. Bu durumun en önemli sonuçlarından biri toplumsal bağların zayıflamasıdır. Bireysel çıkarın aşırı öne çıkması, ortak değerler ve kolektif sorumluluk anlayışını aşındırıyor. Her ülkenin ve bireyin kendi çıkarına odaklanması, ortak Avrupa politikalarının üretilmesini zorlaştırıyor.

3